ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Türkiye'nin 1 Mayıs serüveni

Türkiye'de işçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs'ın 101. yılı kutlanacak. Bu 101 yıl, yasaklarla, baskılarla, tutuklamalarla geçti. Ancak her yasak, işçilerin mücadelesi ile kırıldı. İşte 1909'da başlayan Türkiye'nin 1 Mayıs serüveni....

Etkin Haber Ajansı / 29 Nisan 2010 Perşembe, 09:32

1909: İLK 1 MAYIS

1 Mayıs İşçi Bayramı, 20. yüzyılın ilk yarısından itibaren dünyanın çeşitli ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'de de kutlanmaya başlanır. Türkiye'de ilk 1 Mayıs, 1909'da henüz Osmanlı egemenliği altındaki Üsküp'de, işçi kulüplerinin girişimleri ile kutlanır. Bulgar, Sırp ve Türk kökenli 100'ün üzerinde işçi, ellerinde bayraklarla yürüyüş yapar ve taleplerini dile getirir.

1909'dan itibaren İstanbul, Selanik, Üsküp ve birçok kentte bütün engellemelere ve yasaklara rağmen 1 Mayıs kutlamaları yapılır. 1910'daki kutlamalar başta Selanik olmak üzere birkaç Rumeli kentinde gerçekleşir.

1911: İLK KİTLESEL KUTLAMALAR

Dönemin en yaygın ve kitlesel kutlamaları ise 1911 yılında gerçekleşir. Üsküp, Selanik, İstanbul, Edirne ve bazı Trakya şehirlerinde 1 Mayıs kutlamaları yapılırken, Selanik'deki miting 14'ü aşkın sendikanın katılımıyla yapılır. Yahudi, Bulgar, Yunan, Türk kökenli 2 binin üzerinde işçinin katıldığı mitingde, 4 dilde konuşmalar yapılır. Kutlamalara yük arabası sürücüleri, manavcılar ve liman işçileri de katılır.

1912'de ise Selanik ve İstanbul'da kutlanır. İstanbul'daki kutlama Belvü Bahçesi'nde gerçekleştirilirken, Selanik'de 7 binin üzerinde işçi iş bırakır. İşçilerin yapmak istediği gösteri ise engellenir.

Birinci Dünya Savaşı yaklaşırken işçi hareketi üzerindeki baskılar da artar. 1913 ve 1914'de kutlamalar engellenir. Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında ise işçi hareketi işgale karşı grev ve gösteriler düzenlerken, savaş boyunca 1 Mayıs kutlamaları yapılamaz.

1921: ENTERNASYONAL MARŞI İLE KUTLAMA

İlk kitlesel 1 Mayıs gösterileri İngiliz işgali altındaki İstanbul'da 1921 yılında düzenlenir. Emperyalist işgal kuvvetleri yayınladıkları bir bildiri ile 1 Mayıs gösterilerini yasaklar, ama sonuç alamazlar. Bildiride, "gerek 1 Mayıs dolayısıyla ve gerekse diğer herhangi bir nedenle gösteriler örgütlenmesi için yapılacak izin başvuruları dikkate alınmayacaktır" denilmektedir.

Ancak her türlü engellemelere rağmen 1 Mayıs günü Şirket-i Hayriye, Tramvay Kumpanyası, Haliç Tersanesi gibi kuruluşlarda çalışan işçiler üzerinde etkin olan Türkiye Sosyalist Fırkası'nın öncülüğünde gösteriler ve grevler gerçekleştirilir. Çeşitli iş yerlerinde işçiler iş bırakırken, Türkiye Sosyalist Fırkası Genel Merkezi'nde bando, Enternasyonal Marşı'nı çalar ve yürüyüş yapılır.

Ertesi gün İktam Gazetesi gösterilere ilişkin şöyle yazar: "Amelenin bir kısmı bayramlarını kutlamak için mavi işçi tulumu giydikleri ve kırmızı boyun bağı taktıkları gibi hemen hepsi de kırmızı rozetlere hamilidirler. Sosyalist Fırka, merkezi umumisine kırmızı bayrak çekilmişti, amelenin bindikleri bazı otomobiller de kırmızı bayraklar çekmişlerdi."

1 Mayıs gösterilerini yasaklama girişimleri sonraki yıllarda da devam eder. Ancak 1 Mayıs gösterileri, 1922 yılında da yapılır. Türkiye İşçi Sosyalist Partisi, Türkiye İşçi Derneği, Beynelminel İşçiler İttihatı, Türkiye Sosyalist Fırkası gibi örgütlerin ve bazı esnaf cemiyeti temsilcilerinin öncülüğünde hareket eden İstanbul'daki değişik emekçi kesimler, 1 Mayıs'ı kutlama kararlılığını korur.

Ve 1922 yılında Sultanahmet Meydanı'nda toplanan emekçiler, Pangaltı yönüne doğru yürüyerek, Galata'da başka bir grupla birleşir. Kağıthane'ye doğru sürdürülen yürüyüş boyunca, bando çeşitli uluslararası emekçi marşları çalar. Kağıthane'de biten yürüyüşün ardından emek ve emeğin değeri gibi çeşitli konularda konuşmalar yapılır. 2010 yılında tarihi bir direnişe imza atacak olan TEKEL tütün işçilerinin grev kararı ise baskılar yüzünden hayata geçmez.

Ankara'da ise 1 Mayıs ilk defa kutlanır. İmalat'ı Harbiye ve demiryolu işçileri iş bırakarak aileleriyle birlikte bir toplantı düzenler. Ayrıca İzmir'de de kutlamalar yapılır.

1923: AMELE BAYRAMI

Şubat-Mart 1923 tarihinde toplanan İzmir İktisat Kongresi'nde "İşçi grubunun iktisat esasları" başlığı altında kabul edilen 34 maddelik ilke ve hedefler arasında 1 Mayıs'a ilişkin bazı hükümler de yer alır. 5. maddede çalışma süresinin 8 saat olması karara bağlanır, 8. madde ile de 1 Mayıs gününün "Türkiye Ameleleri Bayramı" olarak kanunen kabulü öngörülür. Yeni kurulan cumhuriyet rejiminin sahipleri, 1. İktisat Kongresinde aldıkları kararla 1 Mayıs'ı işçi bayramı olarak kabul eder. Ancak bayramın kutlanmasına hiçbir zaman izin verilmez.

1923 yılında İstanbul TEKEL tütün işçileri grev yapmaya; Adapazarı'nda askeri fabrikalardaki işçiler ise 1 Mayıs'ı işçi bayramı olarak kutlamaya karar verirler. Birçok yerli ve yabancı işletmelerde çalışan işçiler de greve çıkar. Bunların arasında askeri fabrikalar, demiryolu işçileri, Ankara matbaa dizgicileri, fırıncılar, İstanbul tramvay, telefon, tünel, gazhane işçileri vardı. Talepleri arasında; "yabancı şirketlere el konulması, 1 Mayıs'ın işçi bayramı olarak tanınması, 8 saatlik iş gününün uygulanması, hafta tatili, serbest sendika ve grev hakkı" bulunuyordu. Bu eylemlerin engellenmesi amacıyla Nisan ayında 1 Mayıs bildirilerini dağıtmak isteyen TKP'liler tutuklanır. "Türkiye Büyük Millet Meclisinin meşruiyetine karşı halkı isyana teşvik ettiği" gerekçesiyle yaygın tutuklamalar gerçekleşir. Bu, bundan sonraki sürecin işçi hareketi bakımından pek kolay olmayacağının da işaretiydi.

1924: HÜKÜMETİN İKİ YÜZLÜLÜĞÜ

1924'de 1 Mayıs kutlamalarını 26 Kasım 1923'de kurulan Türkiye Amele Birliği üstlenir. Hükümet bu girişime karşı çıkar. Valiliklere gönderilen genelgede, Amele Birliği'nin hükümet tarafından tanınmadığı ve 1 Mayıs gösterilerine izin verilmemesi gerektiği belirtilir. Buna rağmen, Amele Birliği Genel Merkezi önünde Enternasyonal Marşı'nın söylendiği bir gösteri düzenlenir. Birlik Genel Merkezi kırmızı bayraklarla donatılarak, binaya "Türkiye amelesi sendikalar kanunu ister" pankartı asılır. Aynı saatlerde 1 Mayıs için çıkarılan Çelik Kol gazetesi toplatılır ve TKP'nin yayın organı Aydınlık dergisinin merkezi basılarak aranır.

Bütün baskılara rağmen 1 Mayıs kitlesel ve örgütlü şekilde kutlanır. Ankara'da aralarında askeri fabrika ve demiryolu işçilerinin de bulunduğu emekçi kitlesi ellerinde "8 saatlik iş günü", "hafta tatili", "1 Mayıs işçi bayramı" gibi pankartlarla yürüyüşe geçer. İşçiler, "halka demokratik tüm haklar tanınmalıdır" sloganlarıyla meclisin önünden geçer. Meclis önünde yapılan konuşmalarda, iş kanununun bir an önce çıkarılması talep edilir. Bu gösterinin ardından tutuklamalar başlar. 1 Mayıs günü "8 saatlik iş günü", "1 Mayıs'ın resmi tatil ve ücretli izin günü ilan edilmesi" için bildiri dağıtanlar tutuklanırken, dönemin sendika konfederasyonu Amele Teali Cemiyeti baskına uğrar.

1925: TKP'LİLERE 15 YIL CEZA

1 Mayıs gösterilerinin engellenememesi üzerine, 1 Mayıs 1925'de salonlara hapsetmeye çalışılır. 1 Mayıs, 1925 yılında Amele Teali Cemiyeti tarafından genel merkez binasında sınırlı bir törenle kutlanır. Cemiyet genel merkezine yasakları protesto eden bir pankart asılır. Cemiyet ayrıca, "1 Mayıs nedir?" başlıklı bir broşür dağıtma girişiminde bulunur. Bütün bunlar yeni bir tutuklama furyası için yeterli olur. Amele Teali Cemiyeti yöneticileri ile Türkiye İşçi Çiftçi Sosyalist Fırkası'ndan 38 kişilik bir grup Ankara'ya gönderilerek, İstiklal Mahkemesi önüne çıkarılır. Aralarında Nazım Hikmet'in de bulunduğu bu kişilerin bazıları 7 ile 15'er yıl hapis cezasına çarptırılır.

Şeyh Sait ayaklanmasını bastırmak için 1925'de çıkarılan Takrir-i Sükun Kanunu ile birlikte toplumsal muhalefet güçleri de baskı altına alınır. 1925'den itibaren uzunca bir süre 1926-27 yıllarındaki gizli kutlamaların dışında 1 Mayıs gösterileri düzenlenemez.

1935: BAHAR VE ÇİÇEK BAYRAMI

Emekçilerin 1 Mayıs'a ve genel olarak haklarına sahip çıkması yönündeki mücadelesinin engellenememesi üzerine, 1 Mayıs'ın içeriğinin boşaltılması girişimleri başlatılır. 1935 yılında çıkartılan bir yasayla 1923 yılında Amele Bayramı olarak kabul edilen 1 Mayıs, "Bahar ve Çiçek Bayramı" ile genel tatil gününe dönüştürülür. Ancak yasaya göre, patronlar bu resmi tatil gününde işçilere herhangi bir ücret ödemeyeceklerdir. 1 Mayıs resmi tatil olur, ama hiçbir zaman ücretli izin günü olamaz.

1950'de tek parti döneminden çok partili döneme geçildiğinde de 1 Mayıs yasaklı kalmaya devam eder. Çok partili dönemle birlikte "demokrasinin geliştiği"nden dem vuran yöneticiler, işçilerin demokratik haklarını tanımaya yanaşmaz.

1960: İŞÇİ SINIFI GÜÇ HALİNE GELDİ

1960'lı yıllar ise işçi hareketinde yepyeni bir dönem oldu. İşçiler etkin bir toplumsal ve siyasal güç olduklarını grev ve direnişlerle gösterdi. Grev ve direnişlerin yarattığı basınç, işçilerin bazı haklar elde etmesinin önünü açtı. 31 Aralık 1961'de 100 bin kişinin katıldığı Saraçhane mitingi, Türkiye işçi hareketinin o güne kadarki en büyük protesto gösterisiydi. 1963'teki Kavel direnişi ise işçi hareketinin önünde bir çığır açtı. Kavel direnişi aynı zamanda, Türk-İş'in güdümlü sendikal çizgisine karşı, 1967'de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK)'in kuruluşunun da önünü açtı.

1960'lı yıllarda, işçi hareketi gerçek bir gelişme ve sıçrama yaşamasına rağmen, 1 Mayıs kutlamaları yapılmadı.

1971'de gelen 12 Mart askeri darbesi, bütün toplumsal muhalefetin üstüne karanlık bir gölge gibi düşerken, işçi hareketi üzerinde de yoğun baskılar uygulandı. Bu baskı, 1973 yılı sonuna doğru kırılabildi ve toplumsal muhalefet hızla yükselişe geçti.

1975: 50 YILLIK YASAK DELİNDİ

50 yıl aradan sonra ilk yasal 1 Mayıs, 1975 yılında bir salon toplantısıyla gerçekleşti. Türkiye Sosyalist İşçi Partisi'nin İstanbul Tepebaşı Gazinosu'unda organize etiği toplantı büyük 1 Mayıs kutlamalarının da habercisiydi.

1976'da Taksim'de DİSK'in düzenlediği miting, işçi hareketinin ve 1 Mayıs'ın gücüne ışık tuttu. 400 bin kişinin katıldığı bu büyük gösteri 1 Mayıs'ın Türkiye emekçilerinin siyasal yaşamındaki anlamlı ve kritik rolünü de belirledi. Artık her 1 Mayıs, emekle sermayenin, toplumsal muhalefetle siyasal iktidarın karşı karşıya geldiği büyük bir muharebe alanı olacaktı.

Ve 1977'de işçiler, emekçiler, aydınlar, gençler, kadınlar yüksek bir dayanışma ve mücadele bilinciyle Taksim'e akın edecekti. Türkiye tarihinde o güne kadar kimsenin tanık olamadığı bir gün olacaktı '77 Taksim 1 Mayıs'ı.

Ve karanlık güçler de pusudaydı; kanlı tarihi yazmak için...