ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

İşçiler 5 vakit komünist oldu, peki sol?

Çadırlar toplandı, Başbakan derin bir oh çekti. Ama sadece şimdilik… Peki İki buçuk ay süren bu direnişin sona ermesini sol nasıl karşıladı, ne tür dersler çıkardı? İşçiler 5 vakit komünist oldu, peki sol? İşte solun TEKEL dersi notları...

Etkin Haber Ajansı / 17 Mart 2010 Çarşamba, 12:25

ŞENOL GÜRKAN- TEKEL direnişi bazıları "sol yenilenmek için sınıf temelli söylemleri terk etmeli" açıklamasını yaptıktan kısa süre sonra başladı. Kolay kolay da bitmedi. Direniş, 'Sakarya meydan muharebesi'ne dönüştü. TEKEL, ülke gündemine oturdu. Bir TEKEL işçisi, kendindeki değişimi "5 vakit komünist olduk" şeklide açıklıyor. Peki sol? Sol iki buçuk ay süren bu direnişten ne tür dersler çıkardı? İşte solun TEKEL ders notları... Tabi bunlar ilk değerlendirmeler. Bazıları direniş sürürken, bazıları bittikten hemen sonra sıcağı sıcağına yapıldı.

SIRA DAYANIŞMADA

Araştırmacı yazar Haluk Gerger'e göre TEKEL direnişinin temel özelliği "dayanışma"da saklı. Gerger, ikili bir dayanışma söz konusu" diyor ve şu açıklamayı yapıyor: "Birincisi, özelleştirme saldırısından buyana ilk kez böylesi yaygın bir sınıf dayanışmasının ortaya çıkmasıdır. İkincisiyse, yine herhalde ilk kez bu kadar somut ve açık bir 'Türk-Kürt emekçi dayanışması'nın görülmesiydi." Haluk Gerger, "henüz ilk ürkek ve cılız adımlar düzeyinde olsa da stratejik anahtarın enerjisi açığa çıktığı" görüşünde. "Gerisi gelirse, işler çok değişir" diyor. TEKEL'in 'bilinç dersleri' Gerger'e göre şu: "Her zaman olduğu gibi bütün rejim dolandırıcıları işçi eylemlerinde baş köşeyi işgale çalışırlar ama sonunda o eylemlerin enerjisine dayanamazlar, gerilere savrulurlar, işçi sınıfının gerçek dostları kalır geride, 'bilinç dersleri' de böyle oluşur. İşçi, bir noktadan sonra, polis dayağıyla devleti, grev kırıcılarla sarı sendikaları, kırıntı satıcılarıyla sosyal demokrat işbirlikçileri, arkadan vurmalarla da düzenin şarlatanlarını tanır. Aynı zamanda, süreç içinde, Sınıf'ın gerçek dostlarıyla, giderek, devrimcilerin şahsında kendisiyle buluşur, 'kendisi için sınıf' olur. Bu uzun ve sancılı, dahası inişli çıkışlı bir süreçtir. Global krizle birlikte yol açılmış görünüyor."

SINIFTAN KAÇIŞ YOK

Gazeteci yazar Ertuğrul Kürkçü'ye göre "'Sakarya meydan muharebesi'nin galibi işçiler." Kürkçü, direnişin ve dayanışmanın, 'bencil hesabın buzlu suları' içinde yüzüp giden koca bir toplumu insani hakikatiyle yüz yüze getirdiğini, 'canlı emek'i toplumsal ve ekonomik ilişkilerin ağırlık merkezine döndürdüğünü belirtiyor. Kürkçü, 'sınıftan kaçış bitti' diyor ve ekliyor: "bu sosyalist hareket için muazzam bir yeniden kuruluş momenti demek." Kürkçü'nün tespiti şöyle: "TEKEL  direnişiyle sınıftan kaçış yolunun kapandığı, siyasal mücadelelerin sınıfsal bir bağlam edinmeksizin meşrulaştırılamayacağı bir yeni dönem açılıyor. Türkiye sosyalist hareketi ve Kürt özgürlük hareketi bu dönemin hakkını vermeli." İktisatçı Mustafa Sönmez'e göre de TEKEL'in en önemli dersi, sınıf. Sönmez, TEKEL direnişini bir filme benzeterek, "Film vizyondan kaldırıldı ama tarihin motoru tıkır tıkır dönmeye -hayat gibi- devam ediyor… Hep vizyonda kalacak filmin adı ise: Sınıf Mücadelesi…" diyor. Öğretim görevlisi Erinç Yeldan, "sol yenilenmek için sınıf temelli söylemleri terk etmeli" şöyle sesleniyor: "Kendini yenileme telaşıyla, siyasi yelpaze içerisinde kulvar kapmaya çalışan bazı 'modern sol' makamların, 'sınıfsal temele dayalı sol ideolojinin artık terk edilmesi gerektiği' iddiaları da kapitalizmin diyalektiği içerisinde buhar olmuştur."

UMUT AYAKLANMASI

Sendikacı Volkan Yaraşır da aynı görüşte. TEKEL direnişinin 'sınıftan kaçış' olmadığını gösterdi belirten Yaraşır'in değerlendirmeleri şöyle: "TEKEL Direnişi, Türkiye işçi sınıfı mücadele tarihinde bir dönüm noktası oldu. Sınıfın tarihsel bir özne olduğunun altı yeniden çizildi. Ayrıca sınıfın muazzam bir toplumsal anafor ve çekim gücüne sahip olduğu dosta düşmana gösterildi. Sınıftan kaçışın, totolojiye varan bir politika haline getirildiği, tarihsel öznenin aleni ya da multi-özne tanımlamalarıyla reddedildiği koşullarda, sınıfın devreye girişiyle her şeyin nasıl sarsılabileceği ortaya çıktı." Yaraşır'a göre TEKEL tarihsel bir eşik. Neo-liberalizme karşı son 30 yılın en önemli pratiği. Yaraşır, TEKEL direnişini bir 'umut ayaklanması' olarak tanımlıyor, "TEKEL Direnişi bir dönemin kapanıp, yeni kitlesel, radikal ve militan bir sürece girildiğinin ilk işaretlerini veriyor. Tıpkı 1986-1987 Netaş Grevi, 1989 Bahar Eylemleri, 1991 Zonguldak Uzun Yürüyüşü gibi" diyor. Yaraşır ayrıca "gerçek açılımı" işçilerin yaptığı görüşünde. Şöyle diyor: Direniş "ulusal soruna hem tarihsel, hem teorik, hem de pratik bir yanıt üretti. 'İşçiler birleşmeden, halklar kardeşleşmez.'"

SAKARYA KOMÜNÜ

Yazar Sungur Savran, TEKEL çadır kentinin üzerine kurulduğu Sakarya'yı komüne benzetiyor. TEKEL işçisinin Ankara'nın Sakarya bölgesinde kurduğu 'Direniş Sokağı' Paris Komünü ile aynı ölçekte ele alınabilecek bir tarihsel olay olmadığını not ederek, Paris Komünü uluslararası işçi sınıfının belleğine onurun ve özgürlüğün bir simgesi olarak kazanıldıktan sonra değişik türden toplumsal mücadele deneyimleri de "komün" olarak anıldığını belirtip, "Ankara'nın Sakarya'sı sadece TEKEL işçisinin değil, Türkiye işçisinin ve emekçisinin tamamının özgürce nefes alıp verdiği yer oldu" diyor. Yazar Seyfi Öngider, Sakarya'nın önemine 'en güvenlik sığınak" tanımlamasıyla dikkat çekiyor. Sendikacı ve öğretim üyesi Aziz Çelik, TEKEL işçilerine teşekkür ediyor. Bilinmeyen, görülmeyen, 'unutturulan bir meseleyi; sınıf meselesini ortaya koydu'kları için; 'mücadele edenler hep kazanmaz, ama kazananlar hep mücadele edenlerdir'i herkese gösterdiği için, 'yasallıkla meşruluğun çok farklı şeyler' olduğunu öğrettikleri için. Çelik, "Belki uyuyan sendikaların ve sendikacıların pek çoğunu uyandıramadınız ama sınıfın diri ve dinamik kesimine örnek oldunuz" diyor. Sendikacı yazar Zafer Aydın ise, TEKEL işçilere taban inisiyatifi ve doğrudan demokrasi örneği oluşturdukları için teşekkür ediyor.

İDEOLOJİK BİR ÇATLAMA

Yazar Temel Demirer hükümetin 'ideolojik eylem' suçlamasını hatırlatıp egemen boyunduruğun "ideolojisizlik yalanı"nın çatladığı tespitinde bulunuyor. "Bu ideolojik bir kırılma değil; ancak ezber bozan bir çatlama" Demirer'e göre. "TEKEL işçileri, hepimize, herkese; sınıflı toplumda her şeyin ideolojik olduğunu anımsattılar" diyor. Araştırma görevlisi Efe Peker ise, ideolojik çatlağı şöyle formüle ediyor: "Egemen ideoloji tanım gereği kendini saklamak, ideolojik olduğunu inkâr etmek zorundadır, ancak işçiler ve onların toplumun her kesiminden destekçileri için devir saklanma devri değildir." Veysi Ülgen, siyasetin doğasına bir tarafa bıraksak bile, neoliberal saldırıların ateşi altında, TEKEL gibi direnişlerin daha başından ideolojik olmak zorunda olduğunu dile getiriyor.

5 VAKİT DEVRİM VE SOSYALİZM

Bir TEKEL işçisi, Cüneyt Özdemir'e canlı yayında "Ben 5 vakit namazımı kılarım. Burada da komünist olduk" demişti. Özdemir bir kez daha sormuş, işçi yanıtı aynı olmuştu: "Evet, 5 vakit komünistim." Kenan Kalyon, bu söze dikkat çekiyor, "TEKEL direnişi son yılların solla ve sosyalist hareketle temasa ve etkileşime en açık işçi eylemi olarak da temayüz etti. İnançlı bir işçinin sarf ettiği 'artık beş vakit komünistim' sözü, bu açıklığı ve mücadelenin eğiticiliğini çok çarpıcı ve veciz biçimde ifade ediyor. Bu ifadede bir tezat değil, Türkiye sosyalist hareketi günün birinde kilidi kıracaksa ve nüfusun şimdiye kadar kendisine kapalı kalmış önyargılarla yüklü kesimleri arasında bir etki alanı açacaksa, olması gereken saklı" diyor. Ve ekliyor: "işçi grevlerinde ve direnişlerinde kurulan temasın, sonrasında genellikle 'evli evine köylü köyüne' şeklinde bir ayrılıkla sonuçlanması bakımdan, Tekel direnişi sosyalist hareketi tarz değişiklikleri yapmaya davet eden, üzerinde düşünülmeye değer önemli ipuçları sunuyor."

SOLUN KENDİSİ İLE İMTİHANI

Öğretim üyesi Yüksel Akkaya, bu bağlamda TEKEL için "solun kendisi ile imtihanı" diyor. Akkaya, Bahar eylemlerinden, Zonguldak maden işçileri Ankara yürüyüşünden, SEKA direnişinden "çıkarılamayan ders bu gün TEKEL işçilerinin, inatçı, kararlı ve bir o kadar görkemli eyleminde de bir kez daha ortaya çıkıyor" diyor. Akkaya, sınıfa müdahalenin, dışarıdan bilinç getirmek adına sadece direnişte bildiri dağıtarak, akşam eylemlerin yoğunlaştığı saatte orada bulunarak, iki-üç militan aracılığı ile birkaç işçiye evini ve saire açıp onlara ajitasyon çekerek yapılamayacağı inancında. "Peki ne yapmalı?" sorusunu, başörtülü bir işçinin direnişte nasıl değiştiğini örnekleyerek şöyle yanıtlıyor: "Lenin'in muhteşem, öğretici eserini okuyanlar, artık bu esere bir şey daha katmalılar."

'OLAY' OLMAK, 'OLAY YERİ'NE DÖNÜŞTÜRMEK

Kenan Kalyon, ayrıca TEKEL'in derslerini Beverly Silver'in örgütsel ve yapısal güç -piyasa pazarlık gücü ve iş yeri pazarlık gücü- sınıflandırmasına bağlı olarak da ele alıyor. Kalyon, Silver'in 21. yüzyılın işçi hareketi hakkında kestirimlerde bulunurken, teknolojik dönüşümler ve emek süreçlerinin yeniden örgütlenişinin işçilere daima yeni yapısal pazarlık fırsatları sunsa da, örgütsel gücün artan bir önem kazanacağını ileri sürdüğünü ifade ediyor, "Bu ayrımlar ve tespitler ışığında bakıldığında, TEKEL direnişi oldukça özgün bir deneyim olarak duruyor" diyor. Kalyon'a göre TEKEL: "Sıfır yapısal pazarlık gücünün ancak yüksek bir örgütsel güç ve kararlılıkla, bir sokak eylemliliği seferberliğiyle dengelenebildiği bir deneyim. Bu yüzden, TEKEL işçilerinin başkenti mesken tutuşu, bildik Ankara yürüyüşlerinden farklıydı. Onlar başkenti 'olay yeri'ne çevirmek, sorunlarını bütün ülkeye seslenme imkânı veren en elverişli kürsüden dillendirmek zorundaydılar." Kenan Kalyon, zaten atı alanın Üsküdar'ı geçmiş gibi gözüktüğü koşullarda başlamış bir işçi eyleminin başarı şansının, her şeyden önce yanılsamalardan kurtularak ama eylemi başkalaştıran pek çok etkenin yanı sıra ancak kendisi bir "olay" haline gelerek mümkün olduğunu ifade ediyor.

DAYANIŞMA GREVİ BİR İLK

Kalyon, Metin Yeğin'in önerisinin aksine, Latin Amerika deneyimlerinden esinlenerek, dönüp fabrikalarına el koyma yolunun da kapalı olduğu; başka engeller bir yana, üretimi sürdürmeyi mümkün kılabilecek tarımsal altyapı ve arka plan, özelleştirme süreci eşliğinde hemen hemen tamamen çökertilmiş durumda olduğu; işçilerin direnişlerinin üretimden gelen gücü kullanamamak gibi bir zaafla da malul olduğu durumda, tek çarenin sınıf dayanışması olduğunu kaydediyor. Kenan Kalyon'a göre 4 Şubat'taki 'dayanışma grevi' bu bakımdan yeni bir dönemeç. Ama aynı zamanda yarım bir başarı. Çünkü; grev 'TEKEL işçileriyle dayanışma' kısmiliği içinde tutulmuş, mücadele halindeki bütün dinamiklerin yakıcı taleplerini buluşturan, örgütlü işçi hareketini işçi sınıfının güvencesiz kesimleriyle yakınlaştıran, sadece işçileri değil, esnafı, köylüleri ve öğrencileri de sürece katan hakiki bir siyasi öngörüye dayanmamıştır.

BİLİNÇ MAYASI

Öğretim üyesi Tülin Öngen, işçilerdeki bilinç dönüşümünü 'bilinç mayası' olarak tarif ediyor. Öngen, "TEKEL işçileri kendi üstlerine düşeni fazlasıyla yaptılar. Bir kere, 'kendiliğinden' mücadelenin matematiğini alt üst ettiler. Dahası, onun kimyasını bozacak önemli girdiler de ürettiler. Örneğin ekonomik mücadele havzasına kendi çabalarıyla bir 'bilinç mayası' çaldılar. Şimdi bu mayanın tutması, kendi kabından taşması ve 'ekonomik bilinç' düzeyinin ötesine yükselebilmesi için el birliği gerekiyor. Bunların hiç biri, onların tek başlarına altından kalkabileceği işler değil. Örneğin, bir birleşik kaplar düzeneği oluşturmak, denklemi yeniden belirlemek, sınıfın tüm bileşenlerini bir araya getirmek, daha önemlisi sınıf mücadelesini siyasallaştırmak topyekun bir seferberliğe ihtiyaç duyar" diyor. Öngen, ihtiyatlı. Direniş sürerken "aklın kötümserliği"ne başvuruyor. Kıvılcımın sönmesi durumunda iktidarın, kendini toparlama ve düzenin gevşeyen duvarlarını sağlamlaştırma olanağına kavuşacağı; işçilerin ise, çektikleri sıkıntıların üzerine bir bardak su içmekle kalmayıp, eski konumlarına, muhtemelen eskisinden daha kalın ve dayanıklı bir kabuk oluşturarak geri dönecekleri öngörüsünde bulunuyor.

AKLIN KÖTÜMSERLİĞİ

'Aklın kötümserliği'ne başvuranlardan biri de, sendikacı Yıldırım Koç. Koç, TEKEL işçilerinin, insanlığın sömürüden ve baskıdan kurtuluşu, Türkiye'nin bağımsızlığı gibi büyük ülkülerle hareket etmediğine dikkat çekiyor. Koç, "Kendileri için mücadele ediyorlar. Ancak işçi sınıfı öyle bir sınıftır ki, kendi sorunlarını çözmek için harekete geçmek zorunda kaldığında, insanlığın daha genel bazı sorunlarıyla uğraşmak ve bunların üstesinden gelmek için mücadele etmek zorunda da kalır" diyor. Koç, eylemin kendiliğinden bir eylem olduğunu, ciddi bir mutlak yoksullaşma ve önemli hak kaybına karşı tepki olduğunu ve egemen sınıflar arasındaki çatlaklardan yararlandığını kaydediyor. Koç ayrıca eylemi pasif buluyor. Koç, "2008 ve 2009 yıllarında çok daha radikal bir eylem olan iş yeri işgalleri yapıldı" diyor. Yıldırım Koç, bundan sonrası için de aklın kötümserliğine başvuruyor: "Geçmişte başkaları için mücadele etmemiş TEKEL işçileri bu kez kendileri için mücadele etmeye başladılar. Bu süreçte işçi sınıfının diğer kesimlerinden ve diğer emekçi sınıf ve tabakalardan gördükleri destek, onların dünyaya bakışlarında önemli değişikliklere de neden oldu. Bir kısmı, onlara büyük yakınlık gösteren ve destek sağlayan siyasal partilere üye bile oldular. Ancak eylem sona erdikten ve herkes kendi bölgesine döndükten sonra, bu ilişkilerin ne kadar devam edeceği konusunda çok iyimser beklentiler içinde olmamak gerekir."

EYLEMİN GÜCÜ YENİLİĞİNDE

Yıldırım Koç'a göre eylemin etkili olmasının nedeni ise yeniliği. Koç, bunu şöyle ifade ediyor: "TEKEL işçilerinin eyleminin etkili olmasının bir nedeni de yeniliğiydi. Türkiye işçi sınıfı tarihinde yürüyüşler, mitingler, grevler, iş yavaşlatmalar, iş durdurmalar, iş yeri işgalleri, sakal boykotları, yemek boykotları gibi birçok eylem türü vardır. Ancak yüzlerce kişinin Türkiye'nin dört bir tarafından Ankara'ya gelerek, Kızılay'da sokaklara yerleşmesi, derme çatma çadırlar kurması ve oturması, ara sıra da Meclis'e ve siyasal partilere gruplar göndermesi biçiminde bir eylem daha önce yapılmamıştı." Koç'un bir diğer dikkat çekici savı şu: "Eylemin gücü radikallikten değil mağdurluk ve kararlı sükunetten ile halkla güçlü iletişimden geliyor." Açıklaması şöyle: "TEKEL işçileri, haklılıklarını geniş halk kitlelerine iletince güçlendiler. Güçlenmelerini sağlayan radikal ve militan eylemlilik değil; mağdurluk, kararlı sükunet ve uyguladıkları yeni eylem türü oldu."

YENİYE DAİR İPUÇLARI

Yönetmen Metin Kaya'ya göre ise güçlü iletişim talep ortaklığı kaynaklı. Kaya, SEKA, TÜPRAŞ'tan farklı olarak TEKEL'de güvencesizlik karşıtlığının öne geçtiğini, direnişin bu yüzden toplumun diğer kesimleriyle çok rahat bütünleşebildiğini belirtiyor. Tersane işçilerinin yaşam hakkı grevlerini ve mücadelesini yok saysa da Kaya'nın diğer bir önemli tespiti şu: "TEKEL direnişi, geleneksel işçi hareketinden yeniye geçişin ilk örneğidir." Kaya, bu tespitini şöyle açıyor: "TEKEL direnişi bahar eylemlikleri süreciyle başlayan Zonguldak direnişiyle ilerleyen ve kamu çalışanları hareketiyle devam eden ilk dönem neoliberal dalgaya karşı verilen mücadelenin en son örneği yeni çalışma rejimi olan güvencesiz, taşeron çalışmaya karşı da verilen ilk büyük tepki ve mücadeledir. Bu nedenle geleneksel mücadele tarzının yapısal sorunlarını içinde barındırmasına rağmen yeniye dair ipuçlarını da göstermektedir."

DEMOKRASİ MÜCADELESİNE KÜÇÜMSEME

Metin Kaya, sol muhalefeti direnişile ilişkide destekçi olmanın ötesine geçememekle eleştiriyor, "TEKEL direnişi, işçi hareketini yeniden yapılandırırken sosyalist hareketleri de sarsması açısından önemli etkiye sahip oldu. TEKEL direnişi sol muhalefeti; 'orada bir işçi sınıfı var uzakta, gitmesek de gelmesek de o işçi sınıfı bizim işçi sınıfımız' haline dönüşen durumuyla yüzleştirdi. Yıllardır işçi sınıfı söyleminin arkasında sınıfa dair hiçbir şey üretmeyen sol muhalefet bu direniş ile gerçek özünü tekrar hatırlamış oldu" diyor. Kaya'nın bir tespiti şöyle: "Küreselleşme sürecinin etkileriyle solda belirmeye başlayan kimlik, demokrasi mücadelesi özü itibarıyla nesnel bir gerçeğe dayanmadığı için liberal nosyonu ağır basan muhalefet biçimleri yarattı. Bu tarzda solun üzerine siyaset üreteceği işçi sınıfına yabancılaşmasına sebep oldu."

AYKIRI BİR DEĞERLENDİRME

Metin Kaya'nın bu değerlendirmesi ilginç. Yine de en aykırı değerlendirme Ergin Yıldızoğlu'ndan. Küreselleşme konulu yazı ve analizleri ile dikkat çeken Yıldızoğlu da, TEKEL direnişini "'proletarya'nın geri dönüşü" olarak tarif ediyor, ama çoğunluktan TEKEL ile Cumhuriyet mitingleri arasında kurduğu şu ilişki ile ayrılıyor: "Seçim öncesi Cumhuriyet mitinglerinin 'hakikatini' kavrayamayanlar, ona olayın öncesindeki kavramlarla yaklaşanlar, onu içindeki şu veya bu unsurun niteliğine indirgemeye çalışarak mahkûm edenlerin hemen hepsi, zaman içinde, doğrudan ya da pratik sonuçları itibarıyla olayın izlerini yok etmeyi çalışanlarla buluştular... Onların ezici çoğunluğu, TEKEL direnişini de tanıyamadı... Buna karşılık, Cumhuriyet mitinglerinin gerçek anlamını kavrayanların bugün TEKEL direnişini de desteklediklerini görüyoruz. Bu bir rastlantı değil!"

'İYİLEŞME'YE İŞARET

Yazar Veysi Sarısözen, bu tespitlere yazı ve yazarlardan bağımsız şu şekilde itiraz ediyor: "TEKEL işçilerinin direnişi ve onlarla dayanışma amacıyla yapılan grev Türkiye'nin siyasal hayatında bir 'iyileşme'ye işaret. Hükümete göre 'ortalık karışıyor', bize göre, ortam normalleşiyor. Sınıf mücadelesinin sıkılı yumruğu, onun üstünü örten askeri vesayet ve Kürt sorununda çözümsüzlük sis perdesinin arasından kendini gösteriyor. Ama henüz gösteriyor. İşçi sınıfı, çalışanlar, henüz vesayet rejiminin militarist ideolojisinden ve Kürt sorununda çözümsüzlüğün milliyetçi-şoven etkilerinden kurtulmuş değil. Kürt olmayan işçi, Kürt işçiye henüz sınıf kardeşliğinin değil, etnik düşmanlığın penceresinden bakıyor." Sosyalist Parti yöneticisi Mahir Sayın da, Türk ve Kürt işçilerin direnişte hızla kardeşleştiğine dikkat çekiyor.

YENİ BİR BAHAR ATILIMI OLGUNLAŞIYOR

Asıl açılımı işçilerin yaptığı tespitinin bir diğer sahibi Atılım gazetesi. Atılım'a göre direnişin en önemli dersi ise, "neoliberalizmin bir doğa yasası olmadığının, karşı konulabilir, geriletilebilir, yenilebilir olduğunu pratikte kanıtlanması." Atılım, TEKEL'in "işçi sınıfının birkaç binlik bölüğünün bile kararlı olduğunda, sınıf gibi hareket ettiğinde nelere kadir olduğunu gösterdi"ni vurguluyor. Ayrıca TEKEL direnişinin, 2004'ten bu yana inişli-çıkışlı bir seyir izleyen sınıf hareketindeki canlanmanın bir devamı olduğunu kaydediyor, sınıf hareketinde yeni bir bahar atılımının koşullarının olgunlaştığının altını çiziyor. 4 Şubat dayanışma grevinin 12 Eylül'den sonra bir ilk olduğuna dikkat çeken Atılım'ın bundan sonrasına ilişkin öngörü şöyle: "Sınıf hareketinin dalgalar halinde ilerlemesinin nesnel koşulları fazlasıyla mevcuttur. İşçi ve emekçilere yönelik emperyalist küreselleşmeci saldırı ve dayatmalarla birleşen ekonomik kriz, toplumsal tepki ve öfkenin birikerek devam edeceğini gösteriyor." Atılım, yine de 4 Şubat'ın işçi sınıfında önderlik, örgütlülük ve sınıf bilinci hala ne kadar yetersiz olduğunu görünür hale getirdiğini belirtiyor, "Uzun yılların sorunu olan ve çözümü kısa sürede mümkün görünmeyen bu sorun, önümüzdeki dönem boyunca da sınıf hareketinin zayıf yanını oluşturmayı sürdürecektir" diyor ve ekliyor: "Bu sorun sınıf hareketi kadar öncülerinin ve sosyalistlerin de temel bir sorunudur."

REZERV SİYASETİ GEREKLİ

Ankara Üniversitesi Siyasi Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Ahmet Haşim Köse, önemli bir soruna işaret ediyor: "Başbakan TEKEL işçilerini kendi sınıf ortaklarına şikayet etti. İşsizlere. Rezerv hali denen kitleye. Rezerv hali emekçi sınıfın içerisinde hem birliği hem de karşı cepheyi oluşturabilir. O yüzden emekçi sınıfın bütününü kapsayacak siyaset yapmak lazım. O da minimumlardan başlayarak olur. Burjuva toplum iş hakkı üzerine kuruludur. İş hakkını isteyeceksin, yani varolabilme koşullarını isteyeceksin. Bunu bütün kitleler için isteyebilmek gerekir. Genel grev devrim talebiyle örgütlenmiyorsa, ücret talebinden kesinlikle çekinmeden, toplumsal olarak var olmanın karşılığı doğru dürüst istenmeli. O yüzden sendikanın talepleri sadece sendikalı işçiler üzerinden değil, minimumlar üzerinden başlayarak yukarı doğru çıkmalı. Asgariyi isteyebilmek demek, ortalama kâr oranının ne olacağını Türkiye'de tarif etmek demektir. O da sermaye emek çelişkisinin eksenini belirlemek demektir. Bu yüzden mücadele bütün sınıfı kapsayacak nitelikte olmalı."

FAZLASINI BEKLEMEK İNSAFSIZLIKTI

TKP'nin eski Genel Başkan Aydemir Güler, AKP'nin ilk kez karşıtları karşısında meşruiyet kavgasını kaybettiğine dikkat çekiyor, işçi sınıfının ülke çapında en son Zonguldak yürüyüşü sırasında bu kadar geniş bir meşruiyet elde ettiğini hatırlatıyor. Aydemir Güler'in TEKEL'den çıkardığı temel bir ders şu: "İşçi sınıfımızın üzerindeki ölü toprağını bir türlü silkinip atamadığı, siyasetten dışlanmışlığına son veremediği, yıllardır kıvılcım olmanın ötesine geçen bir süreklilik geliştiremediği, kitleler halinde sağa oy vermeyi sürdürdüğü, sendikaların ise sözcüklerin yetmeyeceği bir atalete gömüldükleri koşullarda, TEKEL direnişi olağanüstü yükleri sırtlamak zorunda kaldı. Biber gazıyla, her düzeyde baskıyla, devletin tepesinden hakaretlerle, soğukla, sendikacıların ikiyüzlülüğüyle uğraşan TEKEL işçilerinden sınıfın birikmiş sorunlarını toptan çözmelerini beklemek insafsızlıktı."

İHTİYAÇ GÜVENCESİZLİĞE KARŞI MÜCADELE

SendikaOrg'a göre direnişin eksiği "insanca yaşam" talebi ile birlikte 'güvencesizliğe karşı mücadele' damgasının eksikliği. "Enflasyonun yeniden çift haneli rakamlara (yüzde 10'un üstüne) çıktığı, zam yapmak için fırsat kollanan, eğitim, sağlık, barınma, beslenme, ulaşım haklarının gasp edilmesi için sürekli atakta olunan bir ortamda sadece güvenceli iş talebi yetersizdir, sınırlayıcıdır" diyor. SendikaOrg, 4 Şubat dayanışma grevini bu bağlamda şöyle analiz ediyor: "4 Şubat eyleminde de görüldü ki ortada tam bir zihniyet sorunu var. 4 Şubat eylemi TEKEL direnişine 'destek eylemi' olarak örgütlendi. Eylemin başarısızlığını, Tekel işçileri nezdinde güvencesizleştirmeye ve taşeronlaştırmaya karşı ortak bir mücadele günü olarak örgütlenmemesi belirledi." SendikaOrg'un sola eleştirisi ise, destekçilik. SendikaOrg, sola direnişte özneleşme çağrısında bulunuyor.

SENDİKAL BÜROKRASİNİN İHANETİ

Yürüyüş, değerlendirmesini sendikal bürokrasinin eleştirisi üzerine kuruyor. "TEKEL direnişinin önündeki engel, soğuk değildi, AKP iktidarının müdahale ederiz tehdidi de değildi; TEKEL işçileri bu engelleri aşacak güç ve kararlılığa sahipti. Asıl engel, düzen sendikacılığıydı" diyor. Yürüyüş, sendikacıları TEKEL direnişini büyütmenin, her şehirde bir Sakarya direnişi yaratmanın koşulları varken bundan uzak durmakla eleştiriyor. Kızılbayrak'ın da ilk değerlendirmesi Yürüyüş'e benzer. Kızılbayrak, "Sermaye ve sendika bürokratları işbirliğiyle TEKEL direniş mevzisi düşürüldü" diyor. Kızılbayrak, sonuçtan solun bir kısmını da sorumlu tutuyor. Gazete, "Reformistler direniş mevzisinin düşürülmesine hizmet etti" diyor. Kızılbayrak, bundan sonra başarının "TEKEL işçileri başta olmak üzere işçi sınıfı ve emekçilerin bağımsız örgütlenme düzeylerini yükseltmelerine bağlı" olduğunu belirtiyor. Demokratik Haklar Federasyonu da sonucu sendikal bürokrasinin ihaneti olarak değerlendirenlerden. DHF, "Sendikalar ve reformist, revizyonist kesimler Danıştay'ı bir anda 'işçi dostu' ilan etmişlerdir" diyor. Hakim sınıfların TEKEL direnişini kırmaya dönük saldırıları bu kadar yoğunlaşmışken, sendika ve konfederasyonlar gerçek yüzlerini döne dolaşa göstermişken, devrimci-demokratik güçlerin merkezi ve güçlü bir 'dayanışma platformu' örgütleyememesini ise ciddi bir eksik olarak not ediyor.

SENDİKAL VE POLİTİK ÖRGÜTLENME İLERLETİLMELİ

Evrensel gazetesi ise şu değerlendirmelerde bulunuyor: "TEKEL direnişi, '89 bahar eylemleri, Zonguldak madenci direnişi ve takip eden genel eylem başta olmak üzere bu süreçteki birçok işçi-emekçi eyleminin ardından gerçekleşmiş olmakla, sınıfının deneyiminden yararlanma olanağına; ve fakat hareketin istikrarsızlığı ve sendikal bürokrasinin uzlaşıcı politikası nedeniyle de önemli dezavantajlara sahip bir eylem oldu." Evrensel, TEKEL işçilerinin, diğer işçilere, kent ve kır emekçilerine "saldırılara karşı koyuş olmaksızın, kazanılmış hakları korumanın, haklarda ve yaşam koşullarında iyileştirme sağlamanın olanaksız olduğunu" gösterdiğini ifade ediyor. Evrensel'e göre direniş ayrıca "Sınıf mücadelesi ve sınıfsal kavramların geçersizleştiği" yönündeki şarlatan lafazanlığa somut bir cevap." Yine de "bir kez daha açığa çıkarıp yaşamsal önemini ortaya koyduğu bir diğer şey ise, sınıfın-ve diğer tüm emekçi kesimlerin sendikal ve politik örgütlenmesinin ilerletilmesi/ gerekliliği ve zorunluluğu."