ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Roman açılımı Selendi ile Salihli arasında

Şimdi açılımın merkezinde onlar var. Başbakan, bugün İstanbul'da 'Roman Buluşması'na katılıyor. Peki onlar? Açılım ilk gündeme geldiğinde Selendi'de lince uğrayanlar? Yerlerinden yurtlarından Salihli'ye sürgün edilen romanlar anlatıyor.

Etkin Haber Ajansı / 14 Mart 2010 Pazar, 11:07

FATMA KELLECİ- Salihli, Aralık ayında Selendi’de yaşanan linç olaylarından sonra Romanların ‘can güvenliği’ için gönderildiği yeni yerleşim alanı. Ama yerlerinden göç ettirilmiş insanların yüzünde hala şairin dediği gibi ‘mutluluk var’ diyebilmek zor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan İstanbul'da romanlarla buluşurken, yerlerinden yurtlarından Salihli’ye sürülen romanların yüzlerinde horlanmanın izleri, gözlerinde göç ettirilmenin kaygısı var… Açılımı linçte tanıyanlar cehennem saatlerinin arka perdesini ve modern tehciri anlatıyor, İstanbul'da düzenlenen Roman Buluşması'nı değerlendiriyor.

AÇILIMI LİNÇTE TANIDILAR

İki ay oldu; doğup büyüdükleri, ağlayıp güldükleri, sevip coştukları, dünya üzerinde ne varsa yaşadıkları yerlerden ayrılalı. Şimdi açılımın merkezinde onlar var. Ama açılım dün de vardı. Kürt alçımı, Alevi açılımı ve derken Roman açılımı da sıradaydı. Ve onlar açılımı linçte tanıdılar. Manisa'nın Selendi ilçesinde yılbaşı gecesi başlayan olaylar lince dönüştü. Onlarca roman evlerini terk etmek zorunda kaldı. Kendilerini Salihli'de sürgünde buldular.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bugün İstanbul Abdi İpekçi Spor Salonu'nda düzenlenen "Roman Buluşması"na katılırken onların yüzünde hala korku var. Diken üstünde yaşıyorlar. Açılımdan korkuyorlar. Çünkü linçten bu yana yaşamlarında herhangi bir iyileştirme olmadı. İyileştirilme bir yana şimdi yaşam koşulları eskisinden daha da kötü. Bu yüzden “İyi kötü çalışıyorduk, artık işimiz bile yok. Düzenli bir hayatımız vardı alt üst oldu, çevremiz yok, sokaklara bile yabancıyız” diyorlar.

SELENDİ'DE CEHENNEM SAATLERİ

Selendi’de aylar öncesinde başlayan ırkçı yaklaşımlar, sokak ortasında ‘pis roman’; kahvede, ‘romanlara çay vermiyoruz’ sataşmaları ile ayyuka çıktı. En son, tekbir sesleri ile söylenen ‘Selendi bizimdir bizim kalacak’ hezeyanları, 3 bin 500 kişinin evleri kurşunlaması, arabaları yakması ve yakaladıkları romanları öldüresiye dövmesine kadar vardı. Yaşadıklarına dayanamayan Necdet Uçkun, kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti.

Kendilerini bildi bileli ‘Çingene’ diye ötelenen, ayrımcılığa maruz kalan insanlar bu kez karşılarında, kendilerine savaş açmış, gözü bir şeyi görmeyen linççi güruhu gördü. 4 saat boyunca linç gruplarına müdahale eden olmadı. ‘Cehennem gibi’ saatlerdi. Sonra, birden bire kendilerini 35 yıldır yaşadıkları ilçenin kapısında buldular. Yanlarına ne bir bavul ne de yol azığı alabildiler. Son durakları Salihli oldu.

MODERN TEHCİRİ ANLATIYORLAR

75 gün geçti ‘modern tehcirin’ üzerinden. Bu tehcirin mağdurları romanlar, hayatlarına kaldıkları yerden devam edebildi mi? Yaşadıklarını biraz olsun unutabildiler mi? Kendilerine verilen sözler yerine getirildi mi? Roman açılımdan bir beklentileri var mı? Roman ya da Çingene kimliği duygularını nasıl etkiliyor? Bundan sonra Romanlar nereye gidecek? Tüm bunları, uzun uzun onlarla konuştuk.

Süleyman Koca, 56 yaşında. Koca, olaylarının seçimlerden sonra yavaş yavaş hazırlandığını söylüyor. “MHP’li belediye başkanı seçimlerden sonra, bizlere ırk ayrımı yapmaya başladı. Orada yaşayan insanlara kötü gösteriliyorduk, kahvede çay bile vermiyorlardı. Çok kötü davranmaya başladılar. Çoluğumuza çocuğumuza tahrik edici sözler söylediler. Yılbaşı günü ölen arkadaşımızın acısı yüreğimiz yaktı. Daha temelli üzerimize gelmeye başladılar. Polis, insanlar üzerimize yürüdüğünde seyirci kaldı. Evimin önüne 3 bin kişi geldi. Arabamı yaktılar, yukarıdaki komşumuzun evini yaktılar. İşyerindeki sermayemi yaktılar kül ettiler. 4 saat evde mahsur kaldım. Ufak torunlarım vardı. Polisi aradım. 4 saat boyunca kimse gelmedi” diyor.

'AÇILIMDA ÖNCE BUNLARI KONUŞSUNLAR'

Manisa Valisi’nin ancak olaylar çığırından çıkınca geldiğini söyleyen Koca anlatmaya devam ediyor: “'Halk Selendi bizimdir, bizim kalacak' diyordu. Vali, 'Şüpheniz mi var, Selendi tabi ki sizin kalacak' dedi. Saatlerce izlediler, sonrada arka çıktılar. Bu topraklardan sürülmeyi, Selendi’den ayrılmayı biz hak etmedik. Selendi yetiyorsa onlara Selendi’de kalsınlar. Biz Türkiye’nin dört bir yanında yaşıyoruz. Bu yaz Salihli’de bekleyeceğiz. Selendi halkıyla da görüşceğiz. İnsanca yaşamasını bilsinler. İnsanların haklarına, hukuklarına saygı duymayı bilsinler. Açılımda önce bunları konuşsunlar.”

35 sene boyunca Selendi’de yaşadığını belirten Süleyman Koca, 9 sene Selendili bir adama ırgatlık yapmış. Ama o kadar çalıştıkları bir gecede gitmiş. Koca isyan ediyor: “Onun pancarını kestim, zeytin topladım. O kadar çalıştım, bir gecede gitti. Büyüklerde bilsin ki; Biz Salihli’de rahat değiliz. Karnımız aç, susuz bekliyoruz buralarda. Biz iş yapmak istiyoruz, çalışmak istiyoruz. Kimseden medet beklemiyoruz. Bizden aldıkları arabalarımızı versinler, mallarımızı versinler, kimsenin malında canında gözümüz yok. Bizlere verilen sözler yerine gelsin isterdik. Onca şey yaşadık. Elimizden tutmayıp da dilenci gibi yardım etmesinler bizlere. Bizim imkânlarımızı geri bize versinler. Bizi o gün sordular ondan sonra kimseler arayıp sormadı bizi burada unuttular.”

AĞBİSİNİN MEZARINI ZİYARET EDEMEDİ

Nevrigül Koca, olayların yaşandığı gün kalp krizi geçiren Nejdet Uçkun’un kardeşi. Nevrigül Koca, kardeşinin cenazesine bile saygı gösterilmediğini anlatıyor: “Cenaze namazını kıldıracak hoca bile bulamadık. Bize hoca yok dediler. Koca Selendi’de hoca olmaz mı? Cenaze arabasına gidiyoruz araba yok diyorlar. Nasıl olmaz belediyenin cenaze arabası? Biz görmüyor muyuz orada ölenleri cenaze arabaları ile götürdüklerini. Cenaze yıkanıyor da gelip kimse başında durmuyor. Hepsi de zamanında dosttu bize. Belediye başkanı tüm bunları üstümüze saldı. 35 yıldır kavgasız gürültüsüz yaşadık. Sonra böyle olduk. Ağbimin mezarı orda kaldı biz burada. Daha bir kere bile ziyaretine gidemedik. Reva mı?’ diye soruyor.

Mehmet Koca, belediye başkanının o gün Selendi’de değildim açıklamasına öfkeli. Koca, “Yalan söylüyor. Belediye’nin hoparlörlerinden üç kere anons yaptı. 'Kimse bir yere ayrılmasın, halk bir yere ayrılmasın. Vali gelecek’ dedi. Sağ olsun vali de o gün geldi bize iyi bir fırça çekti. Valinin kendilerine ‘Siz önce aynaya bakın’ dediğini anlatan Koca, ‘O sözün ne demek olduğunu burada öğrendim. O zaman döndüm döndüm aynaya baktım. Saçım sakalım mı karşısına çıkmaya uygun değil diye, meğer rengimizi beğenmezmiş. Ben aynaya bakınca normal insan görüyorum. Onlar bize bakınca başka bir şey görüyor.”

'AÇILIMDAN ÇOK KORKUYORUM'

Koca, roman açılımından çok korktuğunu belirtiyor. “İstanbul’da da başımıza bir hal gelir diye korkuyoruz” diyor ve soruyor: Açılımla yoksulluğumuzu mu çözecekler?’diye soruyor. Mehmet Koca sözleri şöyle: “İki ay geçti, hala stresini üstümüzden atamadık. Kimse yardımcı olmadı ki atalım. Çocuklarımız kötü olmasın diye psikolog ilgilenecek dediler. Ben psikolog görmedim. Çocuklar sebepsiz, durduk yerde ağlıyor. Cebimde para yok. İki aydır çocuklara para vermedik. Çocuklarım okuldan gelince kantinde şu var, bu var diyorlar, ben de diyorum ki ‘onlar bozuk’ Kantindeki mal niye bozuk olsun, çocuklara verecek para yok mecburen yalan söylüyoruz. Çocuk diyor ki baba 2 lira ver de defter alayım. Ben 1 lira veremiyorum, o 2 lira istiyor. Küçücük çocuklarımızın gelecekleri ile oynadılar. Roman açılımından da çok korkuyorum. İstanbul’da da başımıza bir hal gelir diye korkuyoruz. Açılımla yoksulluğumuzu mu çözecekler?’diye soruyor.

Seyfettin Uçkun, belediye başkanının 29 Mart seçimlerinde kendilerini ‘seçim kurbanı’ yaptığını anlatıyor, “Belediye başkanı, bizim için, ‘seçimleri kazanırsam bunları süreceğim’ demiş” diyor. Uçkun, cehennem saatlerinin arka perdesine ise şöyle ışık tutuyor: “Seçimleri kazanınca yanındaki elemanları Mehmet Dündar, Murat Taban, Mustafa Dede, Faruk İmamoğlu ve Murat Özdemir ile kışkırtıcılığa başladılar. Olayların olduğu günün gecesinde, belediyenin kepçeleri geldi. Arabalarımızı ezdi. Belediye başkanının haberi olmaz mı? Yoksa o kepçe nasıl gelir. Murat Tabanın birahanesinde gençleri toplamış 80 kasa bira içirmişler. Başka köylerden insan getirmişler. 5 tane ilçenin MHP Gençlik kolları başkanı o gün bizim ilçedeydi. Faruk İmamoğlu tüfek bayisini açmış herkes istediği kadar silah alabilir demiş, herkes silah almış; evleri yıktılar, arabaları yaktılar”

'NE ARAYAN VAR, NE SORAN, NE DE CEZA ALAN'

Seyfettin Uçkun, isyan ediyor: “Bir kişi bir araba yakıyor da yıllarca ceza alıyor. 3 bin 500 kişi savaşa gidiyor gibiydi. Her şeyimizi yaktı. Bizleri öldüreceklerdi. Hala kimse ceza almadı. Nasıl bir adalettir, ne biçim bir kanundur bu? Çevik kuvvet iş bittikten sonra geldi. Sonra da bizi tapulu evlerimizden çıkardılar. Tapulu evleriniz size layık değil dediler. Şimdi herkes yaşananları kapatmak istiyor. Ne arayan var ne soran. Ne de ceza alan.”

Seyfettin Uçkun, devletin kendilerini Selendi’de koruyamadığını, geçen sürede de herhangi bir girişimde bulunmadığını söylüyor. Uçkun, “Devlet olan bir yerde can güvenliği olur. Can korkusu olmaz. Orda devlet yok. Kaymakamı, savcısı, belediyesi, koruyamadı bizi. Bizi kahveye sokmadıkları zaman, gittik savcıya dilekçe verdik. Savcı Hanım bize, 'Sizi isterse kahveye sokar, istemezse sokmaz, gidin işinize’ dedi. Yazıcısına dilekçe yazdırdık verdik, bizi dinlemedi bile. 15 gün sonra da kovuşturmaya yer yoktur dedi, takipsizlik kararı verdi. Halk ondan sonra iyice azgınlaştı. Kaymakam onlardan, belediye başkanı başından beri onları örgütlüyor, önde gelen zenginler onlardan. Nasıl durursun orda.”

'OZMAN DA AÇILIMDAN KONUŞUYORLARDI'

Seyfettin Uçkun, açılımla ilgili ise şunları söylüyor: “Şimdi de açılımla bizi konuşacaklar. O zamanda konuşuyorlardı. O zamandan bu zamana hiçbir şey değişmedi. Biz ölümden döndük. Her işimiz orda kaldı. Burada işimiz yok Bize 1000 er lira para verdiler, 6 aylık kira parasıymış. Bu olayı kapatıvermek için verdiler. Şimdi cebimde 8 lira var. Bizi kötü yollara sevk etmek istiyorlar. Herkes aç, herkes sefil. Ne olacak şimdi. Yarın biri soygunluk yapacak, biri hırsızlık… Devlette millette hepsi biliyor. En temiz kişileri, ahlaksız yapacaklar’ diyor.

Gülizar Uçkun, 50 yaşından sonra evini almış. 37 sene Selendi’de yaşamış. Salihli’ye geldikten sonra kalan eşyalarının da kırıldığını anlatıyor. “Yeniden çamaşırı elde yıkamaya başladık. Bütün birikimimizi heba ettiler” diyor ve ekliyor: “Evimin her şeyini özledim. Kim anlar? Ev yaptıracağız dediler, bizi buraya soktular. Kırık dökük, virane de yaşıyoruz. Ayın başında 1 er kilo pirinç, yağ, salça veriyorlar. Bir ay boyunca yiyin diyorlar. Kime yeter 1’er kilo yardım. Bir ailede en az, 5 kişi yaşıyor. Umut edeyim mi? Bizi rezil ettiler. Açılım diyorlar ama bu açılım ne daha ben anlayamadım. Daha biz bilmiyoruz. Selendi’deyken de açılım vardı. Öldüreceklerdi bizi. Şimdi korkuyorum. İstanbul’a açılım toplantısına bile gitmeye korkuyorum. Yolda çoluk çocuğa bir şey yaparlarsa diyorum.”

Salihli'de durum bu. Şimdi, Roman açılımın İstanbul'da değil, Selendi ile Salihli arasında olduğu görünüyor.

İZMİR ROMAN DERNEĞİ: İLGİ İSTANBUL'A

Salihli'den dönüşte roman açılımını ve roman buluşmasını bir de İzmir Romanlar Derneği Başkanı Abdullah Çıstır'a soruyoruz. Çıstır, roman buluşmasına ilgiyi şöyle açıklıyor: “Romanların İstanbul’u görmek gibi bir beklentisi var. Boğaz köprüsünü, Eyüp Sulatan Camii’ni merak ediyorlar. Bunun yanında Başbakan’ın diyeceklerini de merak edenler var tabi.”

Çıstır, romanların sorunlarının konuşulmasının bir ilk olduğunu bu yüzden güzel de olduğunu belirtiyor. Çıstır, başbakanın bir Roman mahallesini bile ziyaret etmediğine dikkat çekiyor: “Güzel bir şey ama boş tarafı çok: Ne kadar kaynak ayıracaklarını ifade etmiyorlar. Sağa sola vuracakları kazma ile ilgilenmiyorum. Barınma hakkı elbette önemli ama eğitimle ilgili, iş kolu ile ilgili, sağlıkla ilgili ne yapacağını söylemiyorlar. Bizim halk temelli beklentilerimize cevap verecekler mi? Bir roman mahallesine gelmedi ki başbakan açılımın nasıl olacağını anlasın. Ankara’da niyet okumakla olmaz ki. Daha Selendi’ye bile gitmedi. Oradaki sorunlar öbek öbek devam ediyor. Başbakan’ın Selendi mağdurlarına yapacağı ziyaret, Türkiye’de yaşayan bütün romanların yüreğine nakşederdi. O zaman samimiyetini anlardık.”

'SEÇİME BEŞ KALA POPÜLİST BİR YAKLAŞIM'

İzmir Romanlar Derneği Başkanı, etkinliği popülist bulduğunu ifade ediyor, “Başbakanın elinde, dilinde ne varsa gelsin 300 bin romanın yaşadığı İzmir’de anlatsın. Trakya’da anlatsın, Mersinde anlatsın” diyor. Abdullah Çastır'a göre açılım yüzeysel bir çalışma. Şöyle konuşuyor: “TOKİ ile bir anlaşma yapılacakmış. Bu özel yerleşkeler projesi, zannediyorum ki çadırda yaşayanlarla doğrudan ilişkili, oysa kentsel dönüşüm bağlamında, bizim roman mahallelerinde yerinde yapılandırmalarla ilgili bir söylem hala duymadık. Daha Sulukule örneği önümüzde iken, orada kaç tane insana iş verdiler önce bunun cevabını versinler. Orada insanlar evinden yurdundan ayrı kaldı. Dolayısıyla açılıma yeterli hazırlık yapılmadığı kanısındayım. Seçime beş kala popülist bir yaklaşım olarak buluyorum.”