ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Balonları vurdular

Yazar Adil Okay'ın kızı Öykü'nün siyasi tutuklu ve hükümlülere gönderdiği balonlara cezaevi idareleri tarafından el konuldu. Gerekçe "tehlikeli" olmaları. Olay "Uçurtmayı vurmasınlar" filmini hatırlattı.

Etkin Haber Ajansı / 13 Mart 2010 Cumartesi, 10:41

DERYA OKATAN- Kocaman adamlar ellerine bir balon geçince ne yapar? Çocukların oynaması için şişirip ellerine verirler. Bazıları çocukları sevindirmek için oyuna katılır. Peki kendileri oynar mı? Cezaevinde tecritteyse, yıllardır gardiyanlar dışında kimseyi görmüyorsa, gökyüzünü ancak kibrit kutusu kadar havalandırmadan görebiliyorsa kendileri de oynar. Hem de balonun peşinde bir o yana bir bu yana sıçrayıp, zıplayarak oynar.

Bu durumda, 'Balonun ne tehlikesi olur?' sorusunun yanıtı da; "tutukluların mutlu olma tehlikesi" oluyor.

Peki böyle şeyler olur mu? Türkiye cezaevlerinde olur. Türkiye cezaevlerinde, küçük bir kız çocuğunun mapus amca ve teyzelerine gönderdiği balonlara, cezaevi idaresi, "tehlikeli" diyerek el koyabilir.

Balonları gönderen; yazar Adil Okay'ın kızı Öykü. Sık sık mapus amca ve teyzelerine mektup yazan, hediyeler gönderen Öykü, Şubat 2010'da gönderdiği mektup zarflarının içinde birer de renkli balon koydu. Hediye balonlar bazı cezaevlerinde verilirken, bir çoğunda verilmedi. Balonların ulaşmaması, tutukluların Öykü'ye yazdıkları mektuplarla ortaya çıktı. İşte o yanıtlar:

Metin Atmış (Gümüşhane F Tipi Cezaevi): "Sevgili Öykü arkadaş. 15 Ocak'ta Muş'tan Erzurum'a (sürgün) sevk edildim. Bana gönderdiğin mektuba Muş cezaevi idaresi el koydu."

Kamil Turanlıoğlu−Serkan Kaya (Sincan F Tipi Cezaevi): "Sevgili Öykücan, mektubuna geç cevap vermek zorunda kaldık. Nedeni ise bizlere verilen 'Gereksiz yere türkü söylemekten' dolayı mektup cezasıydı."

Dilek Öz (Burdur E Tipi Cezaevi): "Balonlardan bahsetmişsin. Mecazen değil galiba. Ama zarfın içinden böyle bir şey çıkmadı. Haberin olsun."

Resul Baltacı (Siirt E Tipi Cezaevi): "Ha bu arada, bana gönderdiğin renkli balonları bana vermediler. 'Yasak' dediler. Bu mekanlarda her şey yasaklarla örülüdür."

Sami Özbil (Kocaeli F Tipi Cezaevi): "Balon çıkmış zarftan Öykü'cüğüm, ama vermediler bana."

A.Vahap Narin (Buca F Tipi Cezaevi): "Sevgili Öykü. Balon için teşekkür ederim ama içeriye verilmiyor. Haberin olsun diye söylüyorum..."

Ayhan Kavak (Siirt E Tipi Cezaevi): "Bu arada maalesef mektup içerisinde göndermiş olduğun renkli balonu göremedim. Ola ki siyah renk olmadığından 'yasak' diye el koydular. Yoksa değerli arkadaşımın balonuyla bir güzel oynayıp eğlenirdik..."

Hasan Gülbahar ve İbrahim Şahin (Kocaeli F Tipi Cezaevi): "Sevgili Öykü. Gönderdiğin mektubu aldım. Ancak balonu alamadım. Yani gelmiş ama içeriye vermediler. Nedenini ben de bilmiyorum, ama senin dediğin gibi balonlar güzel duyguların -sevinçlerin ve özgürlüğün sembolüdür. Ve sanırım bunlar tehlikeli şeyler. Yoksa bu kadar güzel bir balonu neden bana vermesinler ki."

Hüseyin Uzundağ (Tekirdağ F Tipi Cezaevi): "Merhaba Öykü. Bana gönderdiğin balonu alamadım, göremedim. Neden dersen yasak ve tehlikeli görülüyor böyle şeyler de ondan sanırım. Kullanmam için iki boş kartpostal yollamışsın ama kullanamayacağım. Çünkü mektup okuma komisyonu ikisinde de görüldü damgası vurarak kullanmamı imkansız hale getirmişler."

Hakime Çam (Siirt E Tipi Cezaevi): "Merhaba Öykücan. Canım senin yolladığın balonu güvenlik tedbirinden dolayı vermediler. Artık bu ne biçim tehlikeli balondur bilmiyorum. Bazı cezaevlerine bırak kırmızı boyanın girmesini bir bitki parçasına bile izin verilmiyor. Yanımda kuruttuğum bir papatya çiçeğini yazdığım mektuba koydum. Oradaki cezaevi sorumluları papatyayı alıp sadece mektubu veriyorlar. Arkadaş mektup Okuma Komisyonuna soruyor. Komisyon da 'Evet biz aldık. Güvenlik gerekçesi ile veremiyoruz' diyor."

KOCAMAN ADAMLAR BALONUN PEŞİNDE

Balonları ellerine geçen tutuklular ise minik Öykü'ye yazdıkları mektuplarda mutluluklarını şöyle anlattı:

İsmet Ayaz (Adıyaman E Tipi Cezaevi): "Yeşil renkteki balon ulaştı bizlere. Önce şişirmeyle uğraştık. Kaç arkadaş başarısız oldu. Dedim ya yıllar oldu. En son Nevzat amcan –en genç olanımız o- kocaman balonu şişirmeyi başardı. Görecektin ne komiklikler çıktı ortaya. Kocaman amcalar balonun peşinde bir o yana bir bu yana sıçrayıp, zıpladılar. Onları öyle görünce aynı duyguları yaşadım... Sürprizlerin için tekrardan teşekkür ediyorum."

Kasım Karataş (Antep H Tipi Cezaevi): "Sevgili Öykü'cüğüm, merhaba. Göndermiş olduğun takvim, kartpostal ve en son da mektubu aldım. Tabi ki kırmızı balonu da…"

Abdullah Güven (Bingöl M Tipi Cezaevi): "Sevgili Öykü, Mektubunla bir tane balon yollamışsın. Sağ olasın. Kimimiz on, kimimiz yirmi yıldır balonları elimize alıp oynamamışız. Ondandır ki balonu görür görmez havalandırmaya koşup oynadık. Aynı çocuklar gibi sevindik. Sonra patlamasın diye sakladım. Çünkü duvarların üzerinde jiletli teller ve çiviler var..."

ONLAR DA BALONLA OYNAYABİLSİN

Yazar Adil Okay, kızının balonlarının ya tutuklulara verilmesini ya da kendilerine iade edilmesini istiyor.

İHD Mersin Şubesi'nde bugün bir basın toplantısı düzenleyen Okay, "Bir balonun sevincini bile çok gören cezaevi yönetimi, bu tutsaklara kim bilir başka ne zulümler uygulamaktadır" dedi. Okay, bazı cezaevleri sakıncasız bulup balonları verirken, vermeyenlerin neden vermediğini sordu. Okay, "Küçük bir kız çocuğunun ve sosyal hayata kazandırılacakları söylenen tutuklu ve hükümlülerin moral değerleri böyle mi ayakta tutulacaktır" dedi ve ekledi: "Devletten balonlarımızı geri istiyoruz. Bu konuda basını ve kamuoyunu duyarlı olmaya çağırıyoruz. Eğer kızımız Öykü'nün mapus amca ve teyzelerine yolladığı balonlar sahiplerine verilmez ya da bize iade edilmezse, Nazım Hikmet'in bir şiirini uyarlayıp imza kampanyasına başlayacağız:
"Teyze amca bir imza ver/ Mapuslar eziyet çekmesin/ Üç adım volta/ Üç cümle sohbet/
Bir avuç gökyüzü/ Mapus amacalara teyzelere çok görülmesin/ Onlar da balonla oynayabilsin..."

ÖYKÜ'NÜN MEKTUBU

Minik Öykü, 8 Şubat 2010'da gönderdiği mektupta, nasıl kaplumbağa olmak istediğini, Tom ve Jeri'yi, televizyonun içine girip onlarla oynama isteğini anlatıyor, babasına, kendisini TEKEL işçilerinin yanına götürmediği için kızıyor. "TEKEL işçisi teyzelerimle amcalarımın yanına ben de gitmek istiyordum" diyen Öykü, "Peki madem orası o kadar soğuk, neden onlar da evlerine dönmüyorlar" diye soruyor ve ekliyor: "TEKEL işçileri soğukta bekliyorlarmış. Çünkü haklarını alamazlarsa evlerini ısıtamazlarmış, çocuklarına ekmek götüremezlermiş. Hem şimdi bırakıp giderlerse kötü sistem sevinirmiş. Bakın bu defa kötü sisteme 'sistem amca' demedim. Kötülere amca denmezmiş öğrendim."

Öykü, tutuklu amca ve teyzelerine yıldızları nasıl oynattığını ise şöyle anlatıyor: "Bakın, kafamı yukarı-aşağı, sağa-sola hızla sallıyorum. Ve işte, gördünüz mü, yıldızlar oynuyorlar! Hadi durmayın, bir yıldız seçin kendinize ve siz de deneyin."

Amca ve teyzelerinin olduğu 'kapalı yer'i çok merak eden Öykü, "Değişik harfli adresleriniz var: F, H, M, D, E... Neden böyle, kafam karışıyor" diyor. Öykü, "Bazı amcalarımın ve teyzelerimin renkli kalemleri, boyaları, boncukları var, ama bazılarına kırmızı kalem bile vermiyormuş sistem. (Ben kırmızıyı çok severim oysa, onlar neden sevmiyorlar ki? Hem rengarenk boyaları olmazsa onlar nasıl gökkuşağı resmi yapabilirler ki?)" diyor, mektubunun sonunda renkli renkli balon gönderdiğini belirtiyor. Öykü, sisteme laf atmayı da unutmuyor: "Sistem buna bozulabilir belki, çünkü hiç siyah balon yok :) Şişirip, sonra da oynarsınız, çok eğlencelidir. Hepiniz çok seviyorum, öpüyorum."

UÇURTMAYI DA VURMUŞLARDI

Öykü'nün mektupları, yazar Feride Çiçekoğlu'nun aynı adlı eserinden sinemaya uyarlanan "Uçurtmayı vurmasınlar" filminin beş yaşındaki oyuncusu Barış'ı hatırlattı. Annesiyle birlikte cezaevinde kalan Barış için dışarıda uçurulan uçurtma, filmin sonunda askerler tarafından vuruluyor.