ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Hukuk 12 Mart 'Gazi'si

12 Mart; 22 kişinin öldürüldüğü yüzlerce kişinin yaralandığı Gazi katliamının 15. yılı. Katliam, Ergenekon tutuklusu Osman Gürbüz'ün ifadeleriyle bir kez daha gündeme geldi. Ancak bir gelişme yok. HSYK'dan da bir ses yok. Oysa Gazi davası büyük bir hukuk katliamıydı.

Etkin Haber Ajansı / 11 Mart 2010 Perşembe, 14:16

MURAT SELENOĞLU- 12 Mart, 1971 askeri darbesinin 39. yılı. Ama aynı zamanda, İstanbul Gazi Mahallesi'nde 12 Mart 1995 akşamı Alevilerin gittiği üç kahvenin taranmasıyla başlayan olayların da 15. yılı. Gazi'de neler yaşandı? Davada neler oldu? Yargıtay, Danıştay, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu şimdi ayakta. Peki o zaman? Avukat Gülizar Tuncer anlatıyor, hedefi tam 12'den vuruyor.

MAĞDURLAR SANIK OLDU

İstanbul'da, çoğunlukla Alevilerin oturduğu Gazi Mahallesi'nde üç kahvehane ve bir işyeri, 12 Mart 1995 akşamı otomatik silahlarla tarandı. Saldırganlar olay yerinden uzaklaşırken gasp ettikleri taksinin şoförünü öldürdü, taksiyi ateşe verdi. Amaç “Alevi-Sünni çatışması'nın fitilini ateşlemekti. Ama halk oyunu bozdu.

İstanbul Valiliği, sokağa çıkma yasağı ilan etti. Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli Adem Albayrak adlı bir polis halka hedef halka ateş ederken görüntülendi. Çatışmalar, 13, 14 ve 15 Mart günlerinde de sürdü. Çatışmalar, 15 Mart günü Ümraniye'ye sıçradı. Polisin açtığı ateş sonucu 23 kişi yaşamını yitirdi. Olaylar, tarihe Gazi Katliamı olarak geçti.

Gazi Katliamı'nı hukuk katliamı izledi. Mağdurlar sanık oldu. Gaziosmanpaşa Başsavcılığı, mağdur halkın hem müşteki hem de sanık sıfatıyla ifadesini aldı. Delilleri avukatlar topladı. Mermi çekirdeklerini ve boş kovanlarına kadar. Elinde silah halka ateş ederken görüntülenen polisin fotoğraflarını bile onlar buldu, savcıya ulaştırdı. Savcının yanıtı ise şöyle oldu: “Bu benim polisim.”

Sadece Adem Albayrak ve Mehmet Gündoğan adlı polislere ceza verildi. Ancak bu cezalar da ertelendi. Diğer sanık polislerle ilgili ise hiçbir işlem yapılmadı. Oysa Susurluk davasında adı geçen özel harekatçı polisler Ayhan Çarkın ve Oğuz Yorulmaz'ın olay yerinde olduğuna dair bilgiler ve görüntüler vardı. Onlarla ilgili itiraflar yıllar sonra geldi.

Ayhan Çarkın, yıllar sonra “Bin gizli operasyon yaptık” diyen şefi Mehmet Ağar'ın izinde yürümüş, bir televizyon programında “bin kişi öldürmüş olabilirim” demişti. Oğuz Yorulmaz’ın annesi Nuran Yorulmaz ise, oğlunun cenaze töreninde konuşmuştu. Anne Yorulmaz, oğlunun devlet adına 93-94 cinayet işlediğini söylemiş, “Ben oğlumu memur verdim, çete yaptılar” demişti.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'i soruşturan ve gözaltına alan savcıların özel yetkilerini, usulsüzlük nedeniyle kaldırdı. HSYK Şemdinli iddianamesini de hukuka ve usule aykırı olduğu bulmuş, savcıyı görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle görevden almıştı. Ama bir hukuk katliamına dönüşen Gazi davası ile ilgili tek bir söz etmemişti.

SAVCI: BENİM POLİSİM!

Davanın müdahil avukatı Gülizar Tuncer, katliamının 15. yılında davayı ETHA'ya anlattı.

Av. Gülizar Tuncer, sözlerine şöyle başladı: “Davaların açılma süreci ilginçti. Ölümler ve yaralanmalar nedeniyle suç duyurusunda bulunduğunda aileler, tanıkları da götürdük olaylar için. Ancak tanık olarak giden insanlar, sanık konumuna getirildi. Gaziosmanpaşa Başsavcılığı onların ifadelerini hem müşteki hemde sanık sıfatıyla aldı. Mesela bir kişinin ölümününe tanıklık için oraya gitmiş olanlar veya oğlunun kızının ölümü nedeniyle şikayete gitmiş olanlar sanık konumuna getirildi.”

GOP Başsavcılığı, mağdurla hakkında sanık sıfatıyla soruşturma başlattı ama katliamın aydınlatılmasına ilişkin bir girişimde bulunmadı. Av. Tuncer anlatıyor: “Davanın açılmasının İHD, ÇHD gibi kurumlar tarafından Gazi ve Ümraniye Komisyonu oluşturuldu, ardından delilleri toplamaya çalıştık. Biz birebir delil toplama sürecine giriştik. Çünkü kimse bir şey yapmıyor. Bilirkişiler götürdük, sadece tanıkları dinletmek için değil... Mermi çekirdeklerini ve boş kovanlarını toplamaya kadar hepsini biz yaptık.”

Av. Tuncer, polislerin kimlik tespitine kadar bir çok işlemi kendilerinin yaptığını kaydediyor, delilleri götürdükleri savcı ile aralarından geçen şu konuşmayı anlatıyor:

“Elinde silah halka ateş eden, nokta atışlarıyla vuran ve davanın bir numaralı sanığı Adem Albayrak'ın cepheden, arkadan, yandan fotoğraflarını bile biz bulduk. Gaziosmanpaşa Başsavcısı'na verdik. Savcı, baktığında hemen “Bu benim polisim” dedi. Küçükköy Karakolu Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli polisti bu. Her şey o kadar açık ve netti ki; Yüzü net biçimde görülüyor, kimliği ortada. Ona dava açılmak zorunda kalındı. Bir de Mehmet Gündoğan'a. Zaten yargılama sonunda da bu iki polise ceza verildi. Sonra da bu cezalar ertelendi. Diğer sanık polislerle ilgili ise hiçbir işlem yapılmadı. Ancak Susurluk davasında adı geçen polisler Ayhan Çarkın ve Oğuz Yorulmaz'ın olay yerinde olduğuna dair bilgiler ve görüntüler vardı. Ama dava hiçbir zaman onlara kadar boyutlandırılmadı.”

ÖDÜL GİBİ CEZA

Dava bir anda İstanbul'dan Trabzon'a sürüldü. Gerekçesi ise “güvenlik”ti. Av. Tuncer, “Kimin güvenliği? Bizim açımızdan 'güvenlik' sorunu olmadığı kesindi, onlara göre. Çünkü bizim güvenliğimizi hiçbir zaman sağlamadılar” diyor ve şöyle devam ediyor:

“Her ay duruşma yapılırdı, aileler ve avukatlar otobüslerle giderdik. Özellikle MHP il ve ilçe teşkilatlarının, Ülkü Ocakları'nın olduğu yerde durdurulup kar maskeli polislerin, özel harekatçıların arama bahanesi adı altında taşlarla, sopalarla saldırıya maruz kalırdık. Orada olmazsa adliye binasında, koridorunda, bahçesinde. Hatta duruşma salonunda. Düşünün tanıklar tehdit ediliyor, aileler de sanık avukatı İlhami Yelekçi tarafından tehdit edildi. Sezgin Engin'in babasına tokat atıldı. Sanık avukatları, 'Bizim müvekkillerimiz vatan için kurşun sıkmışlardır. Olsa yine sıkarlar' diyerek aileleri tahrik edici şeklide konuşuyordu. Baba da çok doğal bir tepki gösterdi, 'Şerefsiz' dedi. Avukat ise O'na dönerek, 'Şerefsiz sensin, köpek' diye bir ifade kullandı. Duruşmanın bitmesiyle avukat İlhami Yelekçi herkesin gözleri ve kameraların önünde, “İyi ki oğlunu öldürdük” dediği babaya tokat attı. Sanıklar ve avukatları en baştan beri saldırgan ve tahrik edici davrandılar.”

Av. Gülizar Tuncer, başka tehditlere de dikkat çekiyor: “Sanık polis Mehmet Gündoğan'ın tahliye olduğu duruşmayı hatırlıyorum. Bir CHP milletvekili duruşmaya gideceğimiz otobüsün taranacağına dair bir ihbar mektubu geldiğini söyledi. Konu Meclis'e gelmişti. Duruşmada bu durumu gündeme getirmiştik. Sanık polis Mehmet Gündoğan, çıktı, 'Çıkarsam hepinizi tarayacağım' dedi. Ve o celse tahliye edildi.”

Yargılanan yirmi polis memurundan, Adem Albayrak dört kişiyi öldürmekten 6 yıl 8 ay, Mehmet Gündoğan ise iki kişiyi öldürmekten 3 yıl dokuz 9 hapse mahkûm edildi, ancak cezalar ertelendi.
Ancak Yargıtay, sanıkların Türk Ceza Kanunu'nunu 49. maddesine göre yargılanmasını istedi, cezaları bozdu. Tekrar görülen davada Albayrak ve Gündoğdu’ya toplam 4 yıl iki ay hapis cezası verildi.

Tuncer, kararla ilgili şöyle diyor: “Bu koşullarda yargılama yürütüldü. Biz en başından beri adil yargılama olacağı şeklinde bir beklentiye girmedik. Sonuçta, bu bir hak arayışı mücadelesi. Sonuna kadar yürütmeye çalıştık. Yıllar sonra AİHM'nden mahkumiyet kararı çıktı, ama bunun da iç hukukta bir etkisi yok. Sadece devletin sorumluluğunu açıkça teşhir edildiği bir mahkumiyet kararı oldu.”

ERGENEKON'DAN ÖNCE BELLİYDİ

Gazi davası en son Ergenekon'un 2. İddianamesi'nde geçti, ama bir yargılamanın konusu olmadı. Av. Tuncer, Ergenekon iddianamesinde gerçeklerin çarpıtılarak yer verildiğini ifade ediliyor, sol örgütlerin suçlu gibi gösterildiğini ifade ediyor. Av. Gülizar Tuncer, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Hanifi Avcı'nın sözlerini hatırlatıyor:

“Dönemin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Hanifi Avcı, 'Gazi olaylarının kahvelerin taranmasından itibaren kontrgerilla saldırısı olduğunu, 'Yeşil' kod adlı Mahmut Yıldırım ve ekibinin kahvehanelerin taranmasında rol aldığını, sonraki günlerde Kaymakamlık'ta karargah kurulduğunu, bu karargahta Korkut Eken, Hüseyin Kocadağ, Ayhan Çarkın gibi isimlerin olduğu bir ekibin yer aldığını ve onlar tarafından bu işlerin organize edildiğini' söyledi. Biz Hanifi Avcı'nın defalarca dinlenmesini istedik, ancak reddedildi.”

Tuncer, ilk günden beri Gazi katliamının bir kontrgerilla saldırısı olduğunu söyleyen kendileri olduğuna dikkat çekiyor, “Şimdi de kalkmış sol örgütleri suçlayarak çarpıtmaya çalışıyorlar. Bu saatten sonra böyle palavralarla kimseyi kandırmasınlar. Gazi halkı, Türkiye halkı orada ne olduğunu, neler yaşandığını gerçekleri biliyor” diyor.