ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Özelleştirmeye karşı bir dev harekete geçiyor

Yatağan Türkiye Kömür İşletmeleri, özelleştirmeye karşı direnişe hazırlanıyor. Geçtiğimiz günlerde özelleştirme heyetini işletmeye almayan maden ve enerji işçileriyle konuştuk. İşletmede bir kuşak, kendinden sonra gelen kuşağa direnmeyi devretmiş. 2000 yılının direnişçi babalarının çocukları, bugün özelleştirmeye karşı mücadele veriyor. İşçiler, "Özelleştirmeye izin vermeyeceğiz" diyor, sendikacılar "Seyirci kalma bu mücadeleye destek ol" çağrısı yapıyor.

Etkin Haber Ajansı / 18 Şubat 2010 Perşembe, 11:10

FATMA KELLECİ- 24 Ocak 1980 kararları doğrultusunda gündeme gelen özelleştirme politikaları 30 yıldır işçi ve emekçilerin tepesinde balyoz misali duruyor. Balyoz indi inecek derken, işletmeler birer birer kapatılıyor, işçiler, 4/C statüsüyle kölece çalışma koşullarına mahkum ediliyor.

AKP hükümetinin şimdiki hedefinde Yatağan Türkiye Kömür İşletmeleri var. AKP, kuruluş maliyeti 945 milyon dolar olan, yılda ortalama 3 milyar kw/saat elektrik üreten Yatağan Termik Santrali'ne, 20 yıllık devri için 160 milyon dolar fiyat biçti. Oysa santralin yıllık karı 76 milyon dolar. 25 yıldır özelleştirme kapsamında olan işletmede çalışan işçiler ise TEKEL işçilerinin gösterdiği yoldan ilerliyor.

Türkiye Kömür İşletmeleri Güney Ege Linyitleri (GELİ), adını çoğunlukla termik santralin havayı kirletmesi ve canlı yaşamını olumsuz etkilemesi ile duyurdu. Bacalara takılan filtreler zaman zaman bozulsa da Yatağan'da hava normale dönmüş görünüyor. Güney Ege Linyitleri'nin havası ise işçiden yana esiyor.

DİRENİŞ 10 YILDIR SÜRÜYOR

15 Kasım 2000'de Yatağan ve Yeniköy Termik Santrali'nde inceleme yapmak isteyen özelleştirme heyeti, GELİ ocağında çalışan işçilerin üretimi durdurup ağır iş makineleriyle ocakların giriş noktalarını kapatması ile karşılandı. Özelleştirmeye karşı kurulan barikatlar jandarmanın dipçik, polisin de coplu müdahalesi ile kırılmak istendi. Ancak, aileleri ile birlikte barikat kuran işçiler, çatışa çatışa özelleştirme heyetini geri püskürttü.

Aradan 10 yıl geçti. Yatağan Termik Santrali (YEAŞ) ve Güney Ege Linyitleri İşletmesi'nin (GELİ) özelleştirilmesi için maliyet hesaplaması yapmaya gelen heyet, bir kez daha işçilerin barikatıyla karşılandı. 8 Şubat 2010 tarihinde heyetin gelişini duyan 1500 işçi, 10 yıl öncesinde olduğu gibi giriş çıkışları engelledi. Özelleştirme heyeti, işletmelere giremeden dönmek zorunda kaldı. Yatağan işçileri, geleneklerinin ışığında bahar kokan eylemleri ile uyanışını müjdeliyor; direnişler, iş yerlerini savunma eylemleri, genel grevler, süresiz eylemler kapıda.

"ÖZELLEŞTİRMEYE İZİN VERMEYECEĞİZ"

Yatağan Termik Santrali'nde ikinci kez yaşanan bu direnişi, kömür ve enerji işletmelerinde çalışan işçilerle konuştuk. İşletmede bir kuşak, kendinden sonra gelen kuşağa direnmeyi devretmiş. 2000 yılının direnişçi babalarının çocukları, bugün özelleştirmeye karşı mücadele veriyor. Çiçeği burnunda bir yıllık iki yıllık işçiler mücadelede yer alıyor. 10 yıl önce direnişte yer alanlar, bugün mücadelenin haklılığını anlatıyor. Emekliye ayrılanlar dahi 10 yıl öncesinde olduğu gibi barikata koşuyor. İşçiler, "Özelleştirmeye izin vermeyeceğiz" diyor, sendikacılar "Seyirci kalma bu mücadeleye destek ol" çağrısı yapıyor.

Ali Gider, önce özelleştirme heyetinin geldiği 8 Şubat gününü anlatıyor: "Sendikadan yöneticilerimiz haber verdi, özelleştirme için geleceklerini duyduk. Amacımız onları içeriye sokmamaktı, bunu da başardık. O gün bin kişiydik, hep beraber ağabeylerimizle birlikte toplandık, eylemimiz başarılı oldu."

İNSAN EVİNİN MUTFAĞINI SATAR MI?

Murat adlı işçi ise hasta çocuğunu hastanede bırakıp gelmiş barikat başına. "Buraya geldiler, bu aymazlık artık son haddine gelmiş durumda" diyen Murat, KİT'lerin ülkeyi ayakta tutan kuruluşlar olduğunu belirtiyor ve bunların özelleştirilmesini, bir evin mutfağını satmaya benzetiyor: "İnsan evinin mutfağını başkasına kiralar mı ya da satar mı? Biz kesinlikle ama kesinlikle sattırmayacağız." Murat, AKP'ye şöyle sesleniyor: "Babalar gibi satarım diyenlere sesleniyorum. Evinin mutfağını bana sat ondan sonra gel bunları söyle. Biz buraları sattırmayız, buraların bekçisiyiz."

Abdulbaki adlı işçi, 8 Şubat'taki direniş için "Biz varız dedik, kendimizi gösterdik. Önümüzdeki süreçte daha iyi eylemler yapmayı düşünüyoruz. Tes-İş güçlü bir sendika. İstediğimiz zaman toplanıyoruz. Burası diğer kurumlar gibi olmaz. Yatağan çok farklı. Burası için düşündükleri şeyler olmayacak" diyor.

Faruk adlı işçi, 22 yıldır Kömür İşletmelerinde çalışıyor. İlkokul mezunu. "Özelleştirme için tespit yapmaya gelenlere haklı olduğumuz konularda tepkimizi koyduk. Bu iş yerinde daha çok emek sarfettiğimizi, hak sahibi olduğumuzu belirttik. Bir daha buraya gelmemeleri için gerekli olan mesajı verdik" diyor.

10 YIL ÖNCEKİ GİBİ

2000 yılında özelleştirme heyetinin kovulması, hala konuşuluyor. Direnişten dersler çıkarılıyor. İşletmede çalışanlardan, yer alsa da almasa da o günkü direnişleri bilmeyen, hatırlamayan yok. Ali Gider, "O zaman büyük bir mücadele verilmiş. Başarılı da olunmuş. Biz de aynı şekilde sürdürme amacındayız, iş yerlerimize sahip çıkmak için elimizden geleni yapacağız" diyor.

Faruk, 2000 yılında verilen mücadelede yer almış. Faruk, Turgut Özal döneminde özelleştirme kararı alındığını ve ondan sonra sıkıntıların başladığını anlatıyor. Bu mücadeleyi, askeri darbe döneminden sonraki süreçte, hiçbir hakları olmadan verdiklerine dikkat çekiyor, "Sıkıntı yaşadık, ama bir zaman bu işlem durdu" diyor.

1988 yılında işe başladığını anlatan Ali Şeren, 2000 yılındaki mücadeleleri sonucu özelleştirmeyi geri püskürttüklerini belirtiyor: "Sayemizde, sendikamızla bütün işçi arkadaşlarımızla püskürttük. Şimdi yeniden gündeme geldi, yeniden püskürtmekte kararlıyız. Biz burada mücadeleyi canımız pahasına vermeye kararlıyız. Burası bizim ekmek teknemiz."

Ertaş Akın, 2000 yılındaki mücadelede işçi arkadaşlarının dayak yediğini, gözaltına alındıklarını anlattıklarını söylüyor, "Biz de aynı şekilde mücadeleyi yapacağız. Bu hükümet bu işi verdiyse geri alması haksızlıktır. Alacaksa niye verdi?" diye soruyor.

8 Şubat'ta özelleştirme heyetini kovduklarını söyleyen Turgay Öztürk, "2000'de böyle bir olay oldu. Dipçik yedim o zaman. Şimdi yine yerim ama kesinlikle buraya kimseyi sokmayacağız. İki sefer geri adım attırdık, bir daha gelirlerse çok farklı olacak. Bunu kesinlikle röportaj yapıyoruz, hava olsun diye söylemiyorum. Herkes de aynı duygularda" diyor.

İŞÇİLER KAYGILI

10 yıl sonra yine aynı tartışmalar başlayınca işçilerin öfkesi de tedirginliği de artmış. İşletmenin satılması tartışmaları işçileri artık çileden çıkarmış. Turgay Öztürk, "Özelleştirme zehir gibi acı geliyor bana. 25 yıllık işçiyim. Özelleştirme lafını duya duya bıkmışım" diyor.

İşsiz kalma korkusu, iki yıllık evli olan Mehmet Göreli'nin içinde bir sızı. Evde 'özelleştirilince, işsiz kalınca ne yaparız'dan başka bir şey konuşulmaz olmuş. "Hep bunları tartışıyoruz. Geleceğimizi düşünüyorum, biraz karamsarım. Ne yapacağız bilmiyorum" diyor. Ancak kazanacaklarına dair umutları yüksek. Ne de olsa ekmek kavgası: "Umutlarımız boşa çıkmayacak, eminiz. Kanımızın son damlasına kadar savaşacağız. Bu ekmek davası. Onlar menfaatleri için nasıl savaş veriyorsa, biz de ekmeğimiz için vereceğiz."

Öztürk ailesinin evinde de çoğunluk sohbet konusu işçilerin direnişleri. Üç çocuk babası Turgay Öztürk, "Çocuklarım da destek veriyor. Evde artık bunlar konuşuluyor. TEKEL işçisi ne olmuş, babamgil ne yaptı? Çocuklar da etkinlenmeye başladı. Halk diken üstünde" diyor.

Öztürk, bazı köylerde istimlak mağduru olanları da örnek gösteriyor. Mallarını mülklerini yitiren köylülerin işletmede işe başladıklarını anlatan Öztürk, "Dün girmişler işe, bugün karşılarına özelleştirme çıkıyor. Bu çocuklar ne ümitle geldi buraya ama girdiklerine pişman oldular" diye belirtiyor.

4 yıldır burada çalıştığını belirten Ali Gider, özelleştirme nedeniyle tedirgin olduklarını anlatıyor, "Ben devlet güvencesinde diye burada işe başladım. Özelleştirme olacağını duyunca tedirginlik yaşadık" diyor.

Faruk adlı işçi, 4/C'yi istemediklerini anlatıyor: "Bizim burada ekmeğimiz var. Bu mücadeleyi yapmak zorundayız. Çünkü bize dayatılan 4/C insan onuruna yakışan bir yasa değil. Bin 500 lira maaş alırken, birden bire 600 liraya düşüyor. Ucu açık bir iş var. Nedir? 8 saat çalışırken, o zaman verilen işi bitirmeden iş yerini terkedemiyorsun. 10 yıllık tazminatımız 22 milyar iken, adamlar bize 6 milyardan bahsediyor. 11 ay 20 gün iş teklif ediyorlar ama bu Bakanlar Kurulu'nun aldığı kararla olacak. Bu sene bunu yapanlar gelecek sene ne yapacak, diyecek ki 2 ay çalışacaksınız. Biz ne yapacağız, nasıl geçineceğiz? Biz de insanız. Biz de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız. Bugün Muğla'dayım, yarın Ankara'da iş verecek. 600 lira maaşla Ankara'da nasıl düzen kurar, nasıl geçinirim? Bunlar çok yanlış şeyler. Bunlara karşı tepkimizi ortaya koyduk, daha da koyacağız."

Hasan Hüseyin, 4/C ile çalışan işçi arkadaşlarının anlattıklarından biliyor 4/C'yi: "Hiç iyi şeyler anlatmıyorlar. Maaşın yanı sıra sosyal haklarımız elimizden alınacak. Emeklilik hakkımız olmayacak. Sürekli iş değil."

İbrahim Şahin de özelleştirmeyi açlık, sefalet olarak adlandırıyor, "Özelleştirilen yerleri görüyoruz. Hiçbirinden alınan paralar doğru düzgün kullanılmadı, yandaşlara peşkeş çekildi" diyor. Ali Şeren ise yıllar önce özelleştirilen yakındaki tesislere dikkat çekiyor: "O zamanlar oranın sadece arsa payından satıldı. Ama şimdi birer hurdalık. Özelleştirilirse buraların geleceği de bu olacak. Bunu istemiyoruz. Buralar kolay kurulmadı, kolay kolay yıktırmayacağız. Örgütlü mücadelemize güveniyoruz. Bunu herkes bilsin."

1984 yılından bu yana işletmede çalışan Adnan adlı işçi, özelleştirmeye neden karşı çıktığını şöyle anlatıyor: "İşimizi, aşımızı, geleceğimizi kurtarmak için, ülkenin geleceği için özelleştirme istemiyoruz. Biz devlete çalışıyoruz. Kömürü biz çıkarıyoruz, çalışan biziz. Ama cukkacılar havadan alacaklar. Bu olmaz, ben 25 yılımı verdim. Yandaşlara peşkeş çekilmesini istemiyoruz. İşimizi kurtarıncaya kadar direnişe devam."

KAR EDEN KURUM NASIL SATILIR

Türkiye'de fabrikalara, işletmelere 1985 yılından bu yana yatırım yapılmadığını belirten Kudret Uçar, özelleştirmenin genel bahanesi olan 'zarar ediyor'un burada geçerli olmadığını belirtiyor: "Bizim kurumumuz zarar eden bir kurum olmadı. Hatta kurumlar vergisinde birincilik aldı. Yıllık 4 milyon ton kömürü kendi başımıza çıkarıyoruz. 1989-90'lı yıllardan bu yana doğru düzgün işçi alımı yapılmadı. Hala 30 yaşındaki makinelerle çalışıyoruz. Kar eden bir kurumun özelleştirilmesi... Sadece işçi değil, ülke kazanıyor bu işletmeden. İşçi sadece maaşını alır ama ülkenin kazanması daha önemli. 38 milyar dolarlık özelleştirmeden bu ülke ne kadar kazandı. Var olan bir mirası elden çıkarmanın yoluna gidiliyor. Sat kurtul mantığı var. Satacağız ne olacak, gelecek kuşaklara ne bırakacağız? TEKEL de aynı şekilde. TEKEL zarar ediyormuş! Halka şikayet ediyorlar, '500 liraya çalışacak çok insan var siz şu maaşa çalışmıyorsunuz' diyorlar. Evet borcumuz var ama özelleştirmeden alınan paralar nereye gidiyor? Endüstriyel kurum mu inşaa ediliyor, fabrika mı kuruluyor? Kamuoyunun dikkatini çekmek istiyorum, sat kurtul mantığına dur demek lazım. Ülke ekonomisini yarınlara götürecek politikalar olmalı."

Turgay Öztürk de fabrikanın kar ettiğini belirtiyor, "Bundan sonra da zarar etmez" diyor. Öztürk'ün hükümete ve satın almak isteyenlere de bir uyarısı var: "Sakın denemesinler. Sendikamızın aldığı kararlar bizim için kesindir, sendikamız öl dese ölürüz. Burayı kimseye yedirmeyiz. O kadar kesin konuşuyorum. Biz Yatağan'da öyle kolay kolay pabuç bırakmayız onlara."

Öztürk'ün emekliliği 5 yıl önce dolmuş ancak hala çalışıyor. Çünkü emekli olup, bir kenara çekilecek durumda değil. Mücadeleye devam etmesinin sebebi ise işletme gelecek kuşaklara kalsın, özelleştirilmesin diye. Çocuklarını düşünüyor, "Benim çocuğum olmaz belki ama herkesin çocuğu bizim çocuğumuz. Çocuklarımız ekmek yiyecek buradan" diyor.

Ertaş Akın ise özelleştirmenin sadece kendilerini değil, Yatağan halkını da etkileyeceğine dikkat çekiyor: "Bu termik santral sayesinde tüm Yatağan halkı kazanıyor. Yatağan eskiden küçük bir köyken, şimdi ilçe oldu. Burası özelleştirilirse, çok düşük maaşa bir süre çalıştıracaklar, sonra kapatılacak, harabe haline dönecek."

TEKEL İŞÇİLERİNDEN ÖĞRENİYORLAR

İşçiler konuşmalarında TEKEL direnişine değinmeden geçemiyor. Ali Gider, "TEKEL işçilerine destek vermek için Ankara'ya gittik. Zor günler geçiriyorlar. Biz de aynı duruma düşmemek için mücadelemizi vereceğiz" diyor.

Turgay Öztürk, TEKEL işçilerinin, işçi sınıfına öğrettiklerini şöyle anlatıyor: "Ankara'daki TEKEL işçilerini görüyoruz. Burada da işçiler uyandı. TEKEL işçisi uyuyan insanları uyandırdı. 8 Şubat'taki direnişte, TEKEL işçilerinin direnişinin çok büyük etkisi var."

Mehmet Göreli, TEKEL işçileri için ne kadar üzüldüğünü anlatıyor, "Ankara'ya gittiğimde onları gördüm, insanın içi acıyor" diyor ancak onlara teşekkür ediyor, verdikleri cesaret için: "Sonuna kadar destekliyoruz. Biz de bu iş yerinin özelleşmemesi için ne gerekiyorsa yaparız, gece gündüz kapıda yatarız, her türlü fedakarlığı yaparız."

Faruk da TEKEL işçilerinin mücadelesini desteklediklerini söylüyor, "Biz de onlar gibi aynı şeyleri yaşayacağımızdan eminiz. Bundan sonraki süreç bizim kararlılığımıza bağlı. İyi bir direniş gösterirsek, devlet de yanlıştan döner, vazgeçer" diye ekliyor.

YATAĞAN HALKI İŞÇİNİN YANINDA

Enerji ve maden işçileri, ailelerinden, Yatağan halkından büyük destek görüyor. Mehmet Göreli, 8 Şubat'taki eylemde, bir fırıncının getirip ekmek dağıttığını anlatıyor. Eyleme esnafın, Yatağan halkının destek verdiğini söylüyor. "Hava yağışlıydı ama kimse oradan dağılmadan gereken mücadeleyi gösterdi. TEKEL'e destek geliyor. Haklılar çünkü. Biz de haklıyız. Yatağan halkı destek veriyor. Biz de ülke çapına yayabilirsek direnişi, o zaman başarmış oluruz. Ailelerimiz destek olmasa zaten yapamayız. Tüm örgütlerden, sendikalardan, tüm Türkiye'den destek bekliyoruz. Herkesin elini masaya vurması lazım. Herşey satılıyor, herşeyi kaybediyoruz. Hayat çok zor. Herkes çocuklarını okutabilmek, akşam eve ekmek götürmek için savaşıyor. Elimizdeki ekmek alınırsa, eve ne götüreceğiz."

BABA OĞUL BARİKATTA

Mehmet Göreli, 3 yıllık işçi. Göreli'nin babası da Yatağan Kömür İşletmeleri işçisiymiş, emekli olmuş. Göreli'nin özelleştirme karşıtı mücadeleye katılmasına babasının etkisi büyük. Baba Göreli, artık çalışmadığı halde, 8 Şubat'ta barikat başına koşmuş, işçi arkadaşlarına ve oğluna destek vermek için: "O gün babamla göz göze geldik. Duymuş hemen gelmiş. Aile olarak akşam yemeği yerken babamın söyledikleri beni çok etkiledi. Babam, 'O kadar arkadaşımız yaralandı, mücadele verdik. Kazanmak için göze almak gerekiyor' dedi. Babamın desteği beni çok etkiledi. Ben de çocuğuma birşey bırakmak için kanımın son damlasına kadar savaşırım."

Mehmet Göreli, babasından, önceki yıllarda verilen mücadeleyi çok dinlemiş: "O zamanlar direnişler oldu. Eli ayağı kırılanlar olmuş. Gerekirse biz de kıracağız elimizi ayağımızı. Babam 7 kişiye bakıyordu buranın ekmeğiyle. Benim de çocuğum var. Belki benim çocuğum da nasibini alır buradan."

Orhan Yalçın, Yatağan, Muğla halkından destek geleceğine inandığını belirtiyor. Ancak desteğin tüm ülkeden gelmesi gerektiğine dikkat çekiyor ve herkese duyarlılık çağrısı yapıyor. Yalçın, "Biz genel grev istiyoruz. Bütün sendikalardan beklentim bu" diyor.

MADEN-İŞ VE TES-İŞ KARDEŞ İKİ SENDİKA

Yatağan kömür ve enerji işletmelerinde örgütlü iki sendika özelleştirme karşıtı mücadelede kardeşleşmiş. İki iş kolunda da çalışan işçiler sendikaların yol göstericiliğinde mücadelede yol alıyor, Maden-İş ve Tes-İş özelleştirme heyetinin püskürtülmesi eylemlerine dün olduğu gibi bugün de imzalarını atıyor.

Maden-İş Şube Başkan Vekili Hasan Cumhur, özelleştirme saldırılarının 1980 sonrasında gündemleştirildiğine dikkat çekiyor ve yalancı bir bahar sunulduğunu belirtiyor. Cumhur, "Bugün gelinen noktada çalışanlar, emekçiler, köylüler, emeğini satan herkes özelleştirmelerle refahın gelmediğini gördü. Bunları zamanında anlatmakta biz sendikacılar da eksik kaldık. Siyasetçiler aldıkları siyasi kararlarla bizden daha baskın geldiler. Ama bugün geldiğimiz noktada TEKEL işçilerinin emeğin üzerindeki ölü toprağını kaldırdığı görüldü. TEKEL işçisi, emek cephesine gücün kendinde olduğunu gösterdi. Yatağan işçisi de 2000 yılında böylesi bir mücadele örneğini sergilemişti" şeklinde konuşuyor.

Cumhur, "Madeni, silahı hatta biber gazını dahi bizler yapıyoruz. Bizim yaptığımız biber gazları bize sıkılıyor demek ki güç bizde" diyerek üretimden gelen güce işaret ediyor. Maden-İş Şube Başkan Vekili, 2000 yılındaki mücadelenin kendileri için rehber olduğunu kaydediyor. Cumhur, "2010 yılına geldiğimizde aynı tehlike ile karşı karşıyayız. Bizler, özelleştirmeyi durduracağız. Yatağan işçisi ikinci kez özelleştirme karşıtı mücadelede iyi bir sınav verdi. Yatağan'da işçiler, memurlar, köylüler, esnaf hep beraber özelleştirmeyi durduracak, buna inanıyorum" diyor.

Şube Sekreteri Beliğ Acar da "Özelleştirmenin her sözü içimizi sızlatıyor, özelleştirmesinin kendisi toplumun her tarafını kanatıyor" diye başlıyor sözlerine. Acar, ANAP hükümeti ile başlayan özelleştirme yalanlarının küreselleşme yalanları ile devam ettiğini ifade ediyor. Beliğ Acar, "Özelleştirme herkese yol, su, elektrik olarak dönecek diye adlandırıldı ancak özelleştirme herkese; yolsuzluk, sefalet, açlık olarak döndü. Herkesin bunda suçu var. Sendikalar olsun, çalışanlar olsun direnç gösterilemedi. Keşke sendikalar, çalışanlar 30 yıl öncesinde bugünü görebilseydi de bugün, ne kadar işyerinin daha kamulaştırılabileceğini konuşsaydık" diyor.

Acar, özelleştirmelerin tamamen ortadan kalkmasının ise, AB ve ABD ile onların yan kuruluşları olan IMF ve Dünya Bankası'nın terbiye edilmesi ile mümkün olacağını ifade ediyor. Acar, "Onları terbiye etmediğimiz müddetçe kimse özelleştirmelerin biteceğini beklemesin. Ancak biz ne zaman bir araya gelirsek, aynı TEKEL direnişindeki gibi kitleleri arkamıza alıp özelleştirmenin ne kadar kötü bir şey olduğunu kavrattırabilirsek özelleştirmeler bitecektir" diyor.

Tes-İş Sendikası Yatağan Şube Başkanı Fatih Erçelik, özelleştirme karşıtı mücadelenin, enerji ve maden işçileri tarafından ortak yürütüldüğünü söylüyor. Erçelik, Maden-İş Sendikası'nı kardeş sendika olarak tanımlıyor. Ortak hareket etmelerinin sebebini ise şöyle açıklıyor: "Maden işçisini burnu kanarsa bizim de kanar. Burası özelleştirilse hepimiz gideriz."

Tes-İş Şube Başkanı, özelleştirmeye karşı mücadele kararlı olduklarını belirtiyor, bundan sonra da eylemlerinin devam edeceğini, özelleştirmeye izin vermeyeceklerini ifade ediyor.

Erçelik, Yatağan halkının ve Yatağan belediyesi'nin kendilerine desteğine dikkat çekiyor ve bu desteğin işçilere güç verdiğini belirtiyor.

Erçelik, 8 Şubat direnişinde TEKEL işçilerinin payının büyük olduğunu belirtiyor. "TEKEL işçileri bizi harekete geçirdi. İşçi sınıfının üzerindeki ölü toprağa kaldırdı, bizi diriltti. Onlardan haz ederek daha ateşlendi o günkü eylemimiz."