ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Domuz gribi: Korku piyasası

Domuz gribi dünyaya büyük bir panik yaşattı. Ama Dünya Sağlık Örgütü açıkladı: “Domuz gribi bir korku kampanyasıydı.” İşte kapitalizmin hayvani halleri: Salgınlar da yalanlar da küresel. İlaç tekelleri, insanların sağlığı ile oynuyor, korkuyu kâra dönüştürüyor.

Etkin Haber Ajansı / 17 Şubat 2010 Çarşamba, 15:43

MURAT SELENOĞLU- Dünya domuz gribinin adını uzun yıllar sonra ilk kez 14 Mart 2009'da Meksika'da duydu. Sonra onar onar, yüzer yüzer ölümler geldi. Dünya Sağlık Örgütü alarm verirken, dünya halkları uzun aşı kuyrukları oluşturdu. Ülkeler, ilaç tekellerine milyonlarca doz aşı siparişi verdi. Oysa hastalık nedeniyle toplamda 14 bin 286 kişi yaşamını yitirirken, bu ABD’de bir yıl içinde mevsimsel gripten ölenlerin sayısının sadece 3'te biriydi. Neden? Dünya Sağlık Örgütü, geçen günlerde itiraf etti: “Bir korku kampanyasıydı.” Ama şimdi herkes susuyor. Başta basın... Başta bakanlık...

WHO: KORKU KAMPANYASIYDI

Açıklamayı yapan kişi Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) hastalıkların sıklık ve yayılma düzenini inceleyen epidemioloji birimi direktörü Profesör Ulrich Keil. Açıklama şöyle: “Domuz gribi salgını ilaç üreticilerinin kârlarını artırmak için bu şirketlerle ortak olarak üretilen bir korku kampanyasıydı. WHO, SARS ve kuş giribi konusunda da tüm tahminlerinde yanıldı. Kamu sağlığını ilgilendiren onca şey varken domuz gribi konusunda halkta büyük bir panik yaşanmasına sebep olduk ve bu tamamen abartılmış bir korkuydu.”

Domuz gribi, trilyon dolarların telaffuz edildiği bir pazar olduğu şöyle açığa çıkmıştı. Harvard Üniversitesi uzmanları, domuz gribinin mevsimsel gripten farkının bulunmadığını, öldürme riskinin daha düşük olduğunu ve aşılama kampanyalarının gereksiz olduğunu açıklamıştı. Avrupa Konseyi Aile ve Sağlık Komisyonu Başkanı Wolfgang Wodarg, iddialar üzerine domuz gribini “yüzyılın en büyük tıp skandalı" olarak tanımlamış ve Avrupa Konseyi'ne, 'Domuz gribi sahte bir salgın mıydı, araştırılsın' başlıklı bir önerge vermişti.

BAKANLIK MAĞDUR MU, ORTAK MI?

WHO'ya göre dünyada domuz gribinden ölenlerin toplam sayısı 14 bin 286. Türkiye'de ise bu rakam sadece 627. Çünkü Bakanlığı senaryosuna göre; hiç aşı yapılmaz ve tedbir alınmazsa -ki böyle oldu, aşılanma oranı çok düşük kaldı- Türkiye'de 21 milyon kişinin hastalanacak, 5 bin 300 kişi hayatını kaybedecekti. Sağlık Bakanlığı'nın iyimser senaryosu bile tüyler ürperticiydi; risk gruplarına aşı yapılır ve gerekli tedbirler alınırsa 1.8 milyon kişi hastalanacak ve 400 kişi hayatını kaybedecek. Senaryolar çöktü. Senaryolar da gribi gibi yalan çıktı. Ama Sağlık Bakanlığı hala konu ile ilgili bir soruşturma başlatmış değil.

Oysa senaryoların asıl sahipleri belli. Türkiye domuz gribi ilaçları pazarı Novartis, Pasteur ve GlaxoSmithKline şirketleri tarafından bölüşüldü. Bunlara ek olarak Roche Tamiflu ve Relenza adlı mevsimsel grip aşılarını temin etti. Paniğin büyümesiyle Tamiflu satışları yüzde 113, Relenza satışları ise yüzde 75 arttı. Hatta Tamiflu’nun, zatürree ve mevsimsel grip aşıları uzun süre piyasada bulunamadı. Antibakteriyel jellerin satışında yüzde 900'lük bir artış yaşandı. Türkiye’de sadece iki ayda jel pazarı yüzde 300 büyüdü, maskelerde satışlar 10 kat arttı. Dünyanın diğer bölgeleri de farklı değildi. Küresel borsalarda ilaç tekellerinin ve aşı teknolojisi geliştiren, bioteknoloji üzerinde çalışan şirketlerin hisseleri tavan yaptı.

KORKUYU KÂRA DÖNÜŞTÜRDÜLER

İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Hüseyin Demirdizen “Domuz gribi virüsü alanların yarısı hiç belirti vermedi. Kalan diğer yarının yüzde 90'ı ise küçük belirtiler verdi. Yaygınlaşan panik nedeniyle bu kısım hastanelere gitti; hastaneler kazandı. Aşı üreten 20-25 ayrı grup bulunuyor. Bunlar kazandı. İlaç sektörü zaten kazandı. Yoğun bakım ünitelerine malzeme sağlayan sektör kazandı. Bugün etkinliği tartışmalı olan dezenfekte jel sektörü büyük bir kazanç elde etti. Bunlar, hala bizim bildiğimiz bütün tıp bilgilerine aykırı olarak pazarlanıyor. Anlamı olmayan teknolojiler kullanıldı. Örneğin termal kameralar kuruldu. Bu panik ortamından karlı çıkan bir diğer sektörde bunlar oldu” diyor.

İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri, şöyle devam ediyor: “Bu süreç, insanların korkularının, ticari gerekçelerle abartıldığını ve burada rant elde edileceğini göstermiştir. Özellikle, hemen hemen bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar devlet, kendi aşısını üretebilmektedir. Ve geriye kalan yüzde 80 dolayında aşıyı ise tekeller üretmektedir. Dolayısıyla tekeller daha önce pazarladıkları aşılarda olduğu gibi bu oluşturulan korku sarmalı içerisinde aşı pazarlaması yapmışlardır. İşte her sektörün daraldığı küçüldüğü bir dönemde ilaç sektörü yüzde 10-15 gibi bir artış göstermiştir”

Hüseyin Demirdizen, bunun sağlığın piyasaya terk edilmesinden ve endüstriyel sektör haline getirilmesinden bağımız ele alınamayacağını kaydediyor. Demirdizen, “Daha çok kar elde etmek için, daha çok ürün satabilmek için diğer alanlarda gördüğümüz bir takım tüketim kampanyalarında etkisiyle olduğu gibi; sağlık hizmetlerini pazarlayanların sunucuların son yıllarda artan ortaya koyduğu tutumlar endişeyle kaygıyla hatta şüpheyle izlenmeye başlanmıştır. Bununla birlikte sağlık hizmetlerine büyük bir güvensizlik ortaya çıkmıştır” diye konuşuyor.

MİLYONLARCA DOZ AŞI NE OLACAK?

Pandeminin yönetilemediğinin en belirgin yanı aşılıma oranları. Kampanyalara rağmen aşılama oranı Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yüzde 10 düzeyinde kaldı. Oysa ülkeler, ilaç ve aşı tekellerine milyonlarca doz siparişler vermişti. Fransa, 675 milyon Avro vererek 94 milyon doz aşı aldı. Almanya 50 milyon, Hollanda ise 34 milyon, İtalya 24 milyon, İngiltere 34 milyon, İspanya ise 13 milyon doz aşı satın aldı. Türkiye de 43 milyon doz aşı siparişi verdi, ama aşılama oranı yüzde 6-7 düzeyinde seyretti. Sağlık Bakanlığı, bir doz aşının maliyetinin 5.2 Euro olduğunu açıklamıştı. Bu fiyata göre aşıların toplam maliyeti 20 milyon Euro'dan daha fazla.

İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Hüseyin Demirdizen, aşılar için şöyle diyor: “Bunlar siparişleri verilip ancak geri alınmayacak, bir program içerisinde alınacaktı. Anlaşmalarda aşı olarak alınmasa bile aynı firmadan başka tıbbı ürünler olarak alınacağına ilişkin maddeler olduğu ifade edildi. Ancak sözleşmelerle ilgili Sağlık Bakanlığı bunları paylaşmadığı için alınanların ne olduğunu söylesek bile alınamayanlar için nasıl bir yükümlülüğün altına girdiğini bilmiyoruz. Önümüzdeki günledre soru önergesi sorulup paylaşılmasını talep edebiliriz.”

KAPİTALİZMİN ÖLDÜREN ŞİFRELERİ

H5N1 (Kuş Gribi), AIDS, BSE (Deli Dana), KKKA (Kırım Kongo Kanamalı Ateşi), Ebola, SARS ve H1N1 (Domuz Gribi)... İşte kapitalizmin hayvani halleri: Yalanlar kadar salgınlar da küresel. 1970'li yıllardan itibaren yeni tanımlanan bulaşıcı hastalıkların sayısında büyük bir artış var. Tedavisinde önemli aşamalar kaydedilmiş kolera, menenjit ve sarıhumma gibi enfeksiyonlar bile yıllar sonra salgın olarak ortaya çıkabiliyor. Günümüzde bir önceki kuşağın hiç tanımadığı 40 yeni enfeksiyonun varlığından bahsediliyor.