ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Balyoz planı Doğu'da uygulamada

1. Ordu Karargahı'nda düzenlenen Balyoz Harekat Planı seminerinde bir komutan Kürt sorununa ilişkin İsrail örneğini veriyor. Emekli Korgeneral Sarıışık, "İsrail gibi sert tedbirler alınmalı" diyor. Kürt illerinde son dönemde yaşananlara bakıldığında, Balyoz Harekat Planı'nın bölgede uygulandığı görülüyor.

Etkin Haber Ajansı / 27 Ocak 2010 Çarşamba, 16:39

İSTANBUL- Balyoz Harekat Planı, basında sadece irticai faaliyetlere yönelik bir planmış gibi yansıtılsa da, seminerde komutanların Kürt sorununa ilişkin söylemleri ve bölge illerinde yaşananlar bire bir örtüşüyor. Planda, siyonist İsrail'in, Filistin halkına uyguladığı zulmün, Kürt halkına uygulanması gerektiği belirtiliyor.

5-7 Mart 2003 tarihli 1. Ordu'daki plan seminerinde, dönemin 5. Kolordu Komutanı olan ve daha sonra MGK Genel Sekreterliği de yapan Korgeneral Şükrü Sarıışık, "Yunanistan'la savaş senaryosu"nu anlatırken bölge ve İstanbul'a özel vurgu yapıyor.

Sarıışık, yapılması gerekeni şu sözlerle tarif ediyor: "Aldığımız istihbarat ve yaptığımız değerlendirmelere göre İstanbul'da yaklaşık 200-210 bin, İzmit'te 21 bin, Adapazarı'nda 12 bin olmak üzere toplam 240-250 bin kişinin irticai ve bölücü unsurlara destek verebileceği değerlendirilmektedir. Özellikle İstanbul ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki olaylara İsrail örneğinde olduğu gibi kesin, süratli ve sert tedbirler alınmadığı takdirde bilhassa irticai olayların ülke geneline yayılma ihtimali mevcuttur."

Seminerde bu konuda Sarıışık ile hemfikir olan dönemin 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan ise stratejinin adını koyuyor: "Tepelemek." Doğan'ın sözleri şöyle: "Toplumsal olaylarda artık acıma, bilmem ne yapma filan yok. Ülkeyi götürmek isteyen bayrak açmış adamlar, yeşil bayrakla dolaşan insanlara karşı öyle tavizdir bilmem nedir efendim dağılınız bilmem ne dağılma değil toparlanma var. Tepeleme var. Başka bir şey yok. Böyle bir olay içerisinde efendim kalkanlarımızı elimize alacağız joplarla bilmem ne yapacağız megafonla ay şöyle yap kama düzenidir, hat düzenidir hayır bilmem nedir falan filan değil. Tabii teknikler kullanılır. Parçalanması için gereken şey kullanılır ama büyük ölçüde silahlı kuvvetlerin gücü ortaya konur."

PLAN DEVREDE

Bölge illerinde yaşananlara bakıldığı zamanda, Balyoz planlarının, uygulama konulduğunu görülüyor. Bunun en görünür yüzü de tutuklamalar ve gösterilere saldırılar.

İHD Diyarbakır Şubesi'nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi 2009 yılı hak ihlalleri raporu da Balyoz Harekat Planlarının sonuçlarını ortaya koyuyor. Rapora göre, faili meçhul cinayet, yargısız infaz, silah kullanma yetkisinin ihlali sonucu bölge illerinde 91 kişi yaşamını yitirdi, 78 kişi yaralandı. 1 yılda toplam 4 bin 475 kişi gözaltına alındı, çoğu Kürt siyasetçi 1444 kişi tutuklandı. Soruşturma, dava ve cezalara maruz kalan kişi sayısı ise 1917 olarak kayıtlara geçiyor.

Rapor, bölgede işkence ve kötü muamelenin arttığını da gösteriyor. Buna göre, 2009 yılında işkence ve kötü muamele görenlerin sayısı 1016.
Hemen her gösteri ve yürüyüşlere yapılan polis ve asker saldırıları da rapora yansıtıldı. Raporda, toplumsal olaylara müdahale sayısı 236 olarak geçiyor. Bu saldırılarda, 373 kişinin yaralandığı belirtiliyor. Raporda, bir yılda yaşanan topla ihlal sayısı 20 bin 720 olarak geçiyor.

YAMAN: BATI'DA KAĞIT ÜZERİNDE DOĞU'DA UYGULAMADA

BDP Grup Başkanı Nuri Yaman, Balyoz darbe planının batıda kağıt üzerinde, dosyaların içinde dururken, Kürt illerinde uygulandığını söyledi. Yaman, muhabirimize yaptığı açıklamada, "Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ne dayalı olan harekat planları içerisindeki sözümona "bölücülükle mücadele faaliyetleri", Doğu ve Güneydoğu'da aynen İsrail örneğindeki gibi uygulanmıştır" dedi.

Bunun örneklerinin günlerdir, haftalardır görüldüğünü belirten Yaman, şöyle konuştu: “Halkın özgür iradesiyle seçtiği belediye başkanlarının ellerinin, halkın iradesinin kelepçelenmesi İsrail örneği değil de nedir? Aynı şey. Demokratik haklarını basın bildirileriyle, gösterilerle kullanan insanların üzerine kurşunların yağdırılması, Diyarbakır'da 13 çocuğun öldürülmesi, Aydın Erdem'in polis kurşunuyla öldürülmesi, yine Ceylan Önkol'un askeriyeye ait bir silahla, bombayla öldürülmesi İsrail'de yaşananların aynısı değil midir? Cenaze törenlerinde, gösteri ve yürüyüşlerde, halkın bulunduğu ortamların üzerinden ses duvarını aşacak şekilde, korku ve panik yaratacak şekilde alçaktan uçması İsrail örneği değil de nedir? Bu planlar, zaman zaman doğuda hayata geçiriliyor."

KARAKOÇAN: ASKERİ DARBE OLSAYDI, BU KADAR OLURDU!

Günlük Gazetesi yazarı Delil Karakoçan da Kürt illerinde yaşananları darbe dönemlerine benzetiyor. 12 Eylül darbesini yaşamış birisi olan Karakoçan, baskınların, tutuklamaların, kelepçelemelerin, "sözümona askeri vesayete, darbelere 'savaş açan' AKP yönetimi altında gerçekleştiğine" dikkat çekiyor.

Balyoz Harekat Planı'nı 24 Ocak 2010 tarihli köşesinde değerlendiren Karakoçan, askeri vesayete karşı olmanın iyi olduğunu belirtiyor, "Geçmişten bugüne, darbe girişimlerini ve daha başka ne haltlar karıştırdığını belgeleriyle orta yere sermek de güzel..." diyor.

Karakoçan, ancak Türkiye'nin temel sorunları çözülmeden, yapılan güzel şeylerin sonuç vermeyeceğini, askeri vesayetin yerini sivil tahakkümün, askeri bürokrasinin yerini sivil bürokrasinin alacağını, yani 'iktidar savaşı'nın başlayacağını kaydediyor. Delil Karakoçan, "Tüm bunların anlamı şudur: Demokratikleşme olmadan, demokratik toplum ihtiyacına uygun bir anayasa yapılmadan, böyle bir hukuksal temel yaratılmadan; bu zemin üzerinden Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümü gerçekleştirilmeden askeri vesayetten, bürokrasiden kurtulmak mümkün olmaz" diye yazıyor.

Karakoçan, AKP'nin, Kürt direncini, Kürt iradesini kırma amacının yanı sıra, teslim alınamamış Türkiye demokratik güçlerini, uyarıcı aydınlarını da etkisizleştirerek yedeklemeye ve Kürtlere karşı kullanmaya çalıştığına da dikkat çekiyor ve şöyle devam ediyor:
"Zaten bir atalet, bir uyku ağırlığı şimdiden çökmüş durumda. Demokratikleşme amacından uzak 'Askere dokunmalar' göz kamaştırıyor... Soruşturmalar, kovuşturmalar 'büyük değişimler' olarak alkışlanıyor...

Öte yandan sivil darbeler, müdahaleler, müdahalelerle gelen baskılar, baskınlar, tutuklamalar, eş zamanlı operasyonlar görülmüyor. Seçilmiş vekillerin, Belediye Başkanlarının, partililerin ve parti yöneticilerinin; evi, iş yeri basılarak gözaltına alınması, kelepçelenmesi, tutuklanarak zindana atılması olağan sayılıyor... Tüm bunlar sözümona askeri vesayete, darbelere 'savaş açan' AKP yönetimi altında gerçekleşiyor... Ben 12 Eylül Askeri darbesini aktif yaşadım. Darbelerin ne olduğunu, ne gibi uygulamaların geliştirildiğini ve nasıl bir sonuç verdiğini biliyorum... Yaşayan, mağduru olan biri olarak söylüyorum: Bir askeri darbe olsaydı, ancak bu kadar olurdu!"