ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Dink Raporu: Taşları devlet döşedi

Hrant Dink davası avukatları Fethiye Çetin ve Deniz Tuna, “Dink’in öldürülmesine giden yoldaki taşların, Hrant Dink’i açık hedef konumuna getirenler ile cinayeti önlemekle görevli güvenlik güçleri tarafından döşendiğini, tetikçilerin de bu yolda ilerleyerek katlettiklerini” belirtti.

Etkin Haber Ajansı / 28 Ocak 2010 Perşembe, 17:17

İSTANBUL- Hrant Dink cinayetinin üzerinden 3 yıl geçti. Ancak dava hala başlanan yerde. Siyasi suikastın bizzat devlet tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin onlarca kanıt varken, sorumlular hala korunuyor. Yargılamanın 3-5 tetikçiyle yetinilmesi isteniyor. Dink cinayeti ile ilgili davanın avukatlarından Fethiye Çetin ve Deniz Tuna, cinayetin ancak davalar birleştirilerek ve cinayet öncesi ve sonrası tüm unsurlar birleştirilerek aydınlanabileceğini belirtiyor.

Çetin ve Tuna'nın, cinayetin işlenmesine zemin hazırlayan gelişmeler ve ardından geçen üç yılda yaşananları ortaya koyduğu 15 sayfalık rapor, failleri açık şekilde gösteriyor. Avukatlar, raporun başlangıcında, “Cinayetin üzerinden geçen 3 yıl sonunda başladığımız yerde olduğumuzu söylemek hiç de abartılı bir tespit değil” diyor.

Raporda özetle şöyle deniliyor:

CİNAYETE HAZIRLIK SÜRECİ

Agos Gazetesi'nin 6 Şubat 2004 tarihli nüshasında yayınlanan Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’in yetimhaneden alınmış bir Ermeni kızı olduğuna ilişkin yazı üzerine Genelkurmay Başkanlığı, sert bir açıklamada bulundu ve Hrant Dink İstanbul Valiliği’ne çağrıldı. Vali Yardımcısı Ergun Güngör’ün odasında gerçekleşen görüşmede iki kişi daha bulunuyordu. Dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu tarafından istihbarat elemanı olduğu açıklanan bu iki kişiden Ö.Y., şu anda Ergenekon davası kapsamında yargılanıyor.

Bu görüşmeden iki gün sonra MHP'li faşistler, Agos Gazetesi önünde, Hrant Dink'i hedef alan gösteri yaptı. Açıklamayı yapan Levent Temiz, Ergenekon davası sanıklarından.

Hrant Dink’in “Ermeni Kimliği Üzerine” başlıklı yazılarının ardından aynı elden çıkan tek tip şikayet dilekçeleriyle Hrant Dink savcılıklara şikayet edildi. Çeşitli araçlarla hedef gösterildi, davalar açıldı. Dava açılmasına neden olan Kemal Kerinçsiz, Oktay Yıldırım, Veli Küçük ve Sevgi Erenerol da Ergenekon davasında yargılanıyor. Dink davalarının görüldüğü adliye önünde yapılan ırkçı gösterilerde, misyonerlik vurgusu yapılması yürütülen plan hakkında önemli ipucu sunuyordu.

Hrant Dink hakkındaki yargılamalar devam ederken ülkede yaşanan bazı gelişmeler de oldukça dikkat çekiciydi. “Azınlık Raporu”nu hazırlayan Prof. İbrahim Kaboğlu ve Baskın Oran şiddete maruz kaldı. Fener Rum Patrikliği ile Kıbrıs Otosefal Kilisesi’nin Başpiskoposluk Sinodu arasında yapılması öngörülen toplantı hedef gösterildi. Bu girişimleri başlatanlar da yine Sevgi Erenerol, Kemal Kerinçsiz ve ekibiydi. “İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri” konulu konferansın düzenleyicileri, Kerinçsiz ve ekibinin ırkçı saldırı, tehdit ve hakaretlerine maruz kaldı. 6-7 Eylül katliamının 50. yıl dönümü dolayısıyla etkinlik düzenleyen gruplara saldırı gerçekleştirildi. Trabzon İtalyan Katolik Kilisesi rahibi Andrea Santoro, 16 yaşındaki O.A. tarafından öldürüldü. Sevgi Erenerol, 2006 yılının Ekim ve Kasım aylarında Genelkurmay Başkanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutalığında misyonerlik faaliyetleri ve azınlıkları konulu seminerler verdi.

TRABZON'DAKİ GELİŞMELER

Türkiye’de bütün bunlar olurken Trabzon’da da bir hareketlilik yaşanıyordu. Hrant Dink cinayeti nedeniyle yargılanan sanıklar Trabzon’un Pelitli beldesinde ikamet ediyordu ve bu bölge jandarmanın sorumluluk alanındaydı.

Hrant Dink cinayetinin azmettiricisi olarak yargılanan Yasin Hayal, Santa Maria Kilisesi rahibini günlerce komada kalacak şekilde dövdü. Ekim 2004’de Erhan Tuncel ile birlikte planladıkları Mcdonalds'ın bombalanması eylemini yaptı. İstanbul’a kaçtı, yakalandı ve cezaevine konuldu. Yasin Hayal, Eylül 2005’de cezaevinden çıktı. Trabzon Emniyet görevlileri, Hayal’i dinlemeye aldı.

Polis muhbiri Erhan Tuncel, Trabzon Emniyet Müdürlüğü tarafından Yasin Hayal ile ilgili bilgi toplamakla görevlendirilmişti. Hayal hakkındaki fiziki ve teknik takip işlemi, Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Mehmet Ayhan’ın duruşmada verdiği ifadeye göre, “son ana” kadar devam etmişti.

Yasin Hayal, Hrant Dink’i öldüreceğini söylemeye başladı. Erhan Tuncel’in bu durumu Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlilerine bildirmesi üzerine, Emniyet Genel Müdürlüğü ile İstanbul ve Ankara İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne 17 Şubat 2006 tarihli yazı gönderildi. Yazıda, Hrant Dink'i hedef alan bir eylem yapılacağı belirtildi, “şahsa yönelik çalışmalarımız devam etmektedir” denildi. Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç, bu yazının hemen ardından İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler’i telefonla arayarak bizzat görüştüğünü söyledi.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü, bu yazıdan çok önce, 2004 yılından bu yana yaşanan tüm gelişmelerden haberdardı. Dönemin İstihbarattan sorumlu müdür yardımcısı Şammaz Demirtaş, Başbakanlık Müfettişlerine verdiği ifade, “Hrant Dink’in hedef olarak değil ancak oluşabilecek sansasyonel durumlar nedeniyle İstanbul’da istihbarat şubemizin ilgi alanında olduğunu söyleyebilirim” demişti.

Cinayetin işlendiği dönemde İstihbarat Daire Başkanlığının başında Ramazan Akyürek bulunuyordu. Akyürek, bu göreve atanmadan önce, Trabzon Emniyet Müdürü idi. Akyürek, Meclis İnsan Hakları Komisyonuna verdiği ifadede, Hrant Dink ve Ermenilerle ilgili gelen bilgileri neden değerlendirmediği ve görevini yapmadığı sorusunu yanıtlamadı.

Tüm bilgi ve belgelere rağmen, Emniyet, cinayetin önlenmesi için hiçbir şey yapmadı. Başbakanlık müfettişleri de İstihbarat Daire Başkanlığı’nın görevini ihmal ettiği kanaatindeydi.

Cinayetin işleneceğinden jandarmanın da haberi vardı. Muhbir Coşkun İğci'nin, durumu jandarma görevlileri Okan Şimşek ve Veysel Şahin’e bildirmesi üzerine, Şimşek ve Şahin de jandarma yüzbaşı Metin Yıldız’a bilgi verdi. Konu asayiş toplantısında gündeme geldi ancak jandarma il alay komutanı Ali Öz, “bunu sonra konuşuruz” diyerek konuyu kapattı. Trabzon Jandarma Komutanlığı da cinayeti önlemek için hiçbir şey yapmadı.
Cinayetten hemen sonra Erhan Tuncel ile polis memuru Muhittin Zenit arasında yapılan telefon görüşmesi, Trabzon Emniyeti'nin Hrant Dink’in nasıl, nerede vurulacağını ve failin vurduktan sonra kaçıp kaçmayacağına kadar tüm ayrıntıyı bildiğini gösteriyordu.

Yasin Hayal Ocak 2007 başlarında mermi arayışına girdi. Mermi bulmak için attığı telefon mesajı teknik takibe takıldı ancak bu mesaj da Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nün tahrif ettiği ve savcılardan gizlediği delillerden biriydi.

Yasin Hayal, Trabzon Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünü sıklıkla ziyaret edenler arasındaydı. O dönemki jandarma istihbarat şube müdürü, Yasin Hayal için “sağlam bir çocuk, temiz bir çocuk, ileride iyi işler yapacak” diyordu.

19 Ocak 2007 tarihinde Hrant Dink öldürüldü.

Cinayetten önce bazı kurumlar ve kişilerin tutumlarındaki paralellik cinayet sonrasında da devam etti.

Cinayetin hemen ardından, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, “Cinayetin herhangi bir siyasi boyutu ve örgüt bağlantısı yok. Zanlı, milliyetçi duygularla cinayeti işlemiş” diyerek hem soruşturmanın yönünü saptırmaya hem de cinayetin örgütsel bağını gözlerden kaçırmaya çalıştı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma sırasında, savcılar Trabzon Emniyet Müdürlüğü ve Trabzon Jandarma görevlilerinin kendilerinden delil gizlediğini ve cinayetten sonra delil kararttıklarını tespit etti. İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve Trabzon Jandarma görevlilerinin, delilleri yok ettiği, sahte belge düzenlediği, gitmedikleri göreve gitmiş gibi gösterildiği tespit edilmesine rağmen, tek bir görevli hakkında soruşturma açılmadı. Bu görevlilerle ilgili yargı yolunu kapatan hakimler hakkında yapılan şikayet reddedildi.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada, davaların birleştirilmesi yönündeki talepler sistematik olarak reddedildi. Kabul edilen talepler ise devlet kurumlarının direnciyle karşı karşıya.

Tetikçi Ogün Samast yakalandıktan sonra, Samsun Emniyet Müdürlüğünde kahraman muamelesi gördü.

Trabzon'da cinayet hazırlıklarının sürdüğü dönemde, Trabzon Jandarma Komutanlığının bağlı olduğu Giresun Jandarma Bölge Komutanı General Dursun Ali Karaduman, cinayetin işlendiği gün Trabzon Jandarma Komutanı Ali Öz ile birlikteydi. Karaduman, cinayetten sonra yaptığı açıklamalarda, Hrant Dink için “hain” dedi, ırkçı görüşler içeren konuşmalar yaptı. General rütbesindeki bir resmi görevlinin, hiç tanımadığı bir kişiyi böylesi hassas bir ortamda ölümlerde sorumluluğu varmış gibi göstermeye çalışması ve hedef göstermesi, Hrant Dink cinayetinde durduğu yeri göstermesi bakımından dikkat çekiciydi. Bu General, yürüttüğü görev bakımından Veli Küçük’ün ardılıydı.

2008 Aralık ayında, resmi devlet televizyonu TRT’de yayınlanan Şahların Labirenti isimli belgeselde, Maraş katliamı sanığı Ökkeş Şendiller, Maraş katliamının Ermeniler ve Hrant Dink tarafından organize edildiğini iddia etti.

DEĞERLENDİRME

-Ortaya çıkan deliller ışığında, Hrant Dink’in öldürülmesine giden yoldaki taşların, Hrant Dink’i açık hedef konumuna getirenler ile cinayeti önlemekle görevli güvenlik güçleri tarafından döşendiği, tetikçi sanıkların da bu yolda ilerlemek suretiyle Hrant Dink’i katlettiklerini söylemek hiç de yanlış ve abartılmış bir ifade olmayacaktır. İşte bu nedenlerle cinayete ilişkin tüm dava ve soruşturmaların tek elden yürütülmesi gerektiğini, parçalara ayrılarak bütünlüğünden koparılan dava ve soruşturmalarla maddi gerçeğe ulaşmanın imkansızlığını dile getirdik. Mahkemeler nezdinde yaptığımız birleştirme talepleri de ne yazık ki her seferinde reddedildi. Bütün bu gelişmeler ışığında; açıkça ve net olarak varılan sonuç şudur: Bugüne kadar izlenen yöntemle bu cinayet aydınlatılamaz.

-Bu cinayetin, milliyetçi duygulara sahip üç-beş gencin işi olduğuna inanmak mümkün olmadığı gibi, bir biçimde emniyet ve jandarma bünyesine de sızmış, hukuk dışı bir güç ve yetki kullanan daha örgütlü bir yapının, bu üç-beş genci kullanarak bu cinayeti işlettiğine inanmak da mümkün değil. Genelkurmay Başkanlığı'ndan yargısal makamlara, hükümet sözcülerinden güvenlik birimlerine, medyadan paramiliter güçlere, tüm resmi/siyasi aktörlerin Hrant Dink’in öldürülmesinde, cinayetin önlenmemesinde, gerçek faillerin ortaya çıkarılmamasında sorumluluğu vardır.

-Çeşitli soruşturmalar vasıtasıyla ortaya saçılanlardan görüyoruz ki, bu devletin ya da devlet içinde ve devlet adına güç ve yetki kullanan birtakım kişilerin Ermenilerle (aslında Türk ve/veya Müslüman olmayanlarla) bir sorunu vardır. Aksi halde, Ogün Samast, bir general, üst düzey bir emniyet görevlisi ve devletin resmi televizyonunun ortak paydasının Hrant Dink düşmanlığı olmasını, aralarındaki farka ve mesafeye rağmen hepsinin de bir biçimde bu noktada birleşmiş olmasını, devlet televizyonundan Hrant Dink’in hedef gösterilmesine izin veriliyor olmasını, toplumu düşmanlaştırma gayretlerinin devam ediyor olmasını açıklamak mümkün değil.