ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Haluk Gerger: Türkiye hala emperyalizmin Truva atı

Nazım Hikmet Nazım Hikmet Marksist Bilimler Akademisi’nin yeni yıldaki ilk "Pazar etkinliği", Yazar Haluk Gerger’in katılımıyla gerçekleştirildi. Gerger, "Türkiye eksen mi değiştiriyor?" başlıklı sunumunda, Türk dış politikasında yaşanan dönüşüm sürecinin arka planına ilişkin değerlendirmeler yaptı.

Etkin Haber Ajansı / 10 Ocak 2010 Pazar, 19:29

İSTANBUL- Son dönemde Türkiye’nin İran ve Suriye gibi komşu ülkeleriyle ve Ortadoğu coğrafyasındaki bazı aktörlerle belli düzeyde yakınlaşmasını değerlendiren Haluk Gerger, bazı kesimlerin bu süreci "İslamcı AKP Batı’dan uzaklaşıyor, İran, Suriye ve Hizbullah ile yakınlaşıyor" diye eleştirdiğini, başka kesimlerin ise yeni dönemde Türkiye’nin "milli çıkarlarına" daha uygun hareket ettiğini iddia ederek bu politikaları desteklediğini söyledi. Gerger, bu tartışmaların "laiklik" tartışmalarıyla da paralel biçimde yürüdüğünün altını çizdi.

Araştırmacı-yazar Gerger, meselenin aslında, bu tarafların öne sürdüğü gibi olmadığını savundu. Yeni dönem dış politikalarıyla amaçlananın ABD’nin "barışçıl Truva atı" haline gelmek olduğunu söyleyen Haluk Gerger, ABD’nin geleneksel politikalarının başarısız olduğu bir süreçte Ortadoğu ülkeleriyle yeni türde ilişkiler kurmak istediğini, Türkiye’nin de bu noktada "arabulucu" olarak devreye girdiğini belirtti. Özellikle İsrail’e karşıymış gibi görünen politika ve söylemlere dikkat çeken Gerger, "Eğer Batı adına Arap ülkeleriyle iyi ilişkiler kurmak istiyorsanız bunun tek yolu İsrail’le olan ilişkinizde değişikliğe gitmektir" dedi.

Haluk Gerger, 1967’den bu yana süren Golan Tepeleri işgali örneğini verdi ve bu işgal nedeniyle İsrail’le hiçbir zaman barış anlaşması yapmamış olan Suriye’yle ABD arasında bağ kurmak isteyen bir Türkiye’nin İsrail’i karşısına almak zorunda olduğunu söyledi.

Türk dış politikasının "Soğuk Savaş" diye adlandırılan dönemde şekillendiğini hatırlatan Haluk Gerger, Türkiye’nin 1952’de NATO’ya üye olduktan sonra Ortadoğu’yu kendisi için temel faaliyet bölgesi seçtiğini ve bu nedenle 1950’li yıllarda da şimdikine benzer bir hat izlediğini hatırlattı. Gerger, Türkiye’nin bir yandan Arap ülkeleri üzerindeki hegemonya tesisinin bir parçası olmaya çalışırken diğer yandan Batı emperyalizmine yaranmak için Cezayir direnişine karşı Fransa’yı desteklemek gibi vahim hatalar yaptığının altını çizdi.

Dış politika konularında iki tez bulunduğunu söyleyen Haluk Gerger, bu görüşlerden birincisinin dış politikanın her zaman iç politikanın uzantısı olduğunu savunduğunu, ikinci görüşün ise özellikle küçük ve güçsüz ülkelerde dış gelişmelerin belirleyici nitelikte olduğunu savunduğunu kaydetti. İkinci görüş benimsendiğinde emperyalizmin belirleyiciliğinin daha anlaşılır hale geleceğini söyleyen Gerger, bir örnek olarak Türkiye’deki darbe tartışmalarını hatırlattı ve şöyle konuştu:
"Bugün bir çok kişi ‘Türkiye’de darbe olmaz’ diyor. Eğer kastedilen Fransa’da veya İsviçre’de darbe olmamasına benzer nedenlerden ötürü olmayacağı ise Türkiye’de bir burjuva demokrasisinin kurumsallaştığını söylüyorsunuz demektir. Ancak eğer ‘darbe olmaz çünkü Amerika bunu istemiyor’ diyorsanız emperyalizmin ülkenin iç politikası üzerinde de ne kadar belirleyici olduğunu kabul etmiş olursunuz."

Emperyalist sistemin de bir süredir belli bir dönüşüm içinde olduğunu kaydeden Gerger, bu dönüşümün bir zamanlar emperyalizmin tetikçisi olmanın rantını yiyen Türk ordusunda da bir dönüşümü beraberinde getirmesinin doğal olduğunu ifade etti. Dünya halklarının "yumuşak güç" ile yönetilmesi arayışının bir parçası olarak "yeni normlar" ve "yeni bürokrasi" yönelimlerinin dünya çapında yayılmakta olduğunu söyleyen Gerger, Türkiye’deki iktidar mücadelesinin de temel olarak bürokrasinin bu dönüşüme direnen kesimleriyle emperyalizmin yeni hegemonya biçimini uygulamaya çalışan burjuvazi arasında olduğunu savundu.