ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Savaş değil barış, ölüm değil çözüm

ESP Girişimi, “Savaş değil barış, ölüm değil çözüm istiyoruz” başlıklı Kardeşlik Forumu düzenledi. Asker aileleri, işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler, vicdani retçiler ve aydınlar bir araya geldi. Forumda, Batı'da kirli savaşa karşı barış mücadelesini büyütme vurusu öne çıktı.

Etkin Haber Ajansı / 02 Ocak 2010 Cumartesi, 18:53

İSTANBUL- Ezilenlerin Sosyalist Partisi Girişimi, Aksaray'da bulunan Su Tiyatrosu'nda Kardeşlik Forumu düzenledi. Asker aileleri, yakınlarını askerde yitirenler, işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler, vicdani retçiler ile aydın ve sanatçılar, “Savaş değil barış, ölüm değil çözüm istiyoruz” şiarıyla bir araya geldi. Yapılan konuşmalarda Kardeşlik Forumu'nun, Kürtlere karşı 30 yıllık savaşa artık 'dur' demenin, çözüm için Türk halkının muhatap olması ve Kürt kardeşlerinin uzattığı barış elini tutması için sürdürülecek mücadelenin başlangıcı olacağı vurgulandı.

EMEKÇİ ÇÖZÜM GEREKLİ

Forumun açılış konuşmasını yapan ESP Girişim Sözcüsü Mukaddes Erdoğdu Çelik, “Savaşta çocuklarını yitiren ailelerin acısını dile getirmek için buradayız” dedi. Çelik, Kürt açılımı sürecini, AKP'nin, neoliberal politikalara ve aynı zamanda, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'ne alan açma girişimi olarak değerlendirdi. “Açılım sürecinin, baskıcı ve yok edici politikaların devamı olduğu ortaya çıktı” diye konuştu.

AKP'nin “sorunu çözmeye adayız” sözünü hatırlatan Mukaddes Çelik, çözüm için ilk olarak operasyonlar durmalıydı, silahlar susmalıydı. Ancak bunlar gerçekleşmedi” dedi. ESP Girişimi Sözcüsü, açılım süreciyle birlikte Kürt halkı ve başta DTP olmak üzere siyasi kurumlarına yönelik saldırıları sıraladı. Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk'un milletvekilliklerinin düşürülmesi ile son olarak yüzbinlerce oy alan belediye başkanlarının tutuklanmasını hatırlattı. “12 Eylül'ü andıran görüntüler yaşandı. Geçmişte Sünnileri Alevilere karşı kışkırtıyorlardı. Şimdide bir taraftan Türkiye halklarını, Türkleri, Lazları, Çerkesleri, Abhazları, linç siyasetine çekiyorlar. En tehlikelisi de budur. Ellerindeki tek çözü, halkların birbirini boğazlamasıdır. Bunun oluşmaması, yerine bir halklar bahçesi oluşması için, Emekçi çözüm gerekli. Direnen tarafın elini tutmalıyız” diye konuştu.

Buna karşı Kürt halkının taleplerini sokakta savunduğuna dikkat çeken Mukaddes Çelik, kadük çözümlerle sürecin geçiştirilemeyeceğini vurguladı. ESP Girişimi Sözcüsü, Kürt sorununda emekçi çözüme dikkat çekti. “Bu savaşta Kürt ve Türk çocukları yaşamlarını yitiriyor. Ateş düştüğü yakıyor. Bu savaşa 300 milyar lira harcandı. Bu halka yoksulluk olarak geri döndü. Şunu bilmeliyiz ki bir ulus eziliyorsa, onu ezen devletin ulusu da eziliyordur. Bu haksız savaşa karşı çıkmak gerektiği fikrini her tarafa yaymalıyız. Biz emekçiler, bu savaşa karşı muhatap olmalıyız. Kirli savaş karşısında Kürt halkının uzattığı barış elini tutmalıyız” diye konuştu.

ESP Girişimi Sözcüsü Çelik, konuşmasında çözümün zeminini oluşturmak için önerilerini şöyle sıraladı: “Askeri operasyonlar durdurulmalı; Kürt halkının acılarını dindirecek bir ortam oluşturulmalı, Söz, eylem, örgütlenme özgürlüğü tanınmalı; Anayasa'nın ilk üç maddesi iptal edilmeli; Koruculuk kaldırılmalı; Anadil yasadığı kaldırılmalı; Kürt siyasetçiler muhatap kabul edilmeli ve asimilasyonun yeni adı olan bireysel haklar, ulusal hakların yerine getirilmemeli.”

SANATÇILAR ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYMALI

Kardeşlik Forumu'nda Barış İçin Sanat Girişimi'nden Sezai Sarıoğlu bir konuşma yaptı. “Barış zorlayıcıları arasında yer almak istiyoruz” diyen Sarıoğlu, Che Guevara'nın “Dayanışma halkların inceliğidir” sözünü hatırlattı. Sarıoğlu, “Sanatçılar bir karar vermeli. Barıştan yanı mı, savaştan yana mı? Sanatçıların barış için elini taşın altına koymalıdır. Hiçbir kavmin, hiçbir toplumun anadilini elinden almaya hakkı yoktur. Dilde zorla iskan olmaz. Siz yok sayarsınız, gün gelir o ortaya çıkar. Diller, daha kadimdirler, devletlerden daha değerlidir” gerektiğini söyledi.

Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Bilge Contepe forumda yaptığı konuşmada, BDP'li belediye başkanlarının tutuklanmasını kınadı. “Yapacağımız hiçbir mücadele bir halkın yok sayılması, aşağılanmasından daha önemli değil. Önce Kürt halkının özgürlüğünün kazanılması gerekli” dedi. Barış için Kadın Girişimi'nin etkinliklerini hatırlatan Contepe, “Doğu, kollarını açmış barış için bekliyor. Peki biz Batı'nın Doğu'ya doğru yaklaşmasını nasıl yapacağız. Savaşın acısını en çok yaşayanlar Türk ve Kürt analarıdır. Anaların talepleri, 'artık bu savaş dursun' demek olmalı. Bir barış ağacı getirdim, birlikte dikelim ve köklenmesini sağlayalım” diye konuştu.

Forumda söz alan şair Cezmi Ersöz, Kürt halkının yediden yetmişe barış istediğini vurguladı. “biz bu tarafta, iyi niyet ve kardeşlik duygularımızı iletmekten başka bir şey yapmıyoruz. Artık lafın bittiği yerdeyiz. Batı'da ırkçılık ve şovenizmin ne kadar arttığını görüyoruz” dedi. Eşinin, Diyarbakır'da Kürt anaları ile kurduğu temasta onları daha iyi anlayabildiğini söyleyen Ersöz, gençlere Kürt halkını tanımak ve anlamak için onların yanına gitmelerini önerdi. Şair Cezmi Ersöz, “Kimsenin asker ya da gerilla olmadığı bir dünya istiyoruz” dediği konuşmasının sonunda Temmuz ayında Hakkari'de Zap Suyu üzerine kurulacak Barış Köprüsü projesini aktardı.

ANALARIN ÇIĞLIKLARI BİRLEŞMELİ

Sosyalist Kadın Meclisleri üyesi Deniz Doğruer ise şöyle konuştu: “Söyleyecek sözümüz, değiştirecek gücümüz var diyerek mücadele ediyoruz. Kadınlar, 5 bin yıllık, çifte ezilmişlik ve sömürü ile yaşıyor. Bu savaşlar için de geçerli. Savaş nasıl, insanı doğayı, çevreyi, kültürel ve sosyal birikimi harap eden bir olgu ise, kadınları da harap ediyor. Biz, Kürt kadınlarının çığlıklarını duyduk. Cumartesi annelerinin çığlıklarını duyduk. 'Artık yeter çocuklarımız ölmesin' diyen Türk asker annelerin çığlıklarını duyduk. Çözüm için bu çığlıklarının, tek bir çığlığa dönüşmesi gerektiğini düşünüyoruz. Tek bir ses olursa, barışı buradan yeşertebileceğimizi düşünüyoruz. Artık harekete geçme zamanı.”

ÇOCUKLARIMIZI NİYE ÖLÜME GÖNDERELİM?

DESA direnişçisi Emine Arslan, Türkiye'de hakkını arayan işçilerin seslerini Kardeşlik Foruumu'na taşıdı. Tek başına yürüttüğü direniş yerine 6 otobüs çevik kuvvet polisi getirildiğini ifade eden Arslan, şunları söyledi: “Ne istedik biz. Haklarımızın göz göre göre gasp edilmemesini istedik. Verdikleri ise asgari ücret. Peki, neden bu savaşta ölen bizim çocuklarımız. Bunu bir sebebi var. bu ülkeyi sadece bizim Türk dedelerimiz mi kurtardı. Başka kimse yok muydu? Kürtler, Çerkesler yok muydu. Onların hak ve özgürlükleri tanınmalı. Biz, Kürtlerle iç içe yaşıyoruz. Benim hemşerilerim bile, doğulular kadar bana destek olmadı. Korkmamalıyız. Bu savaş yapılan masraflar bize geri dönüyor. Ne zorumuz varda, çocuklarımızı ölüme gönderelim. Birbirimize kenetlenmeliyiz.”

İŞÇİLER KARDEŞLİKTEN YANADIR

Tuzla tersanelerinde örgütlü Limter-İş Sendikası'nın Genel Başkanı Başkanı Cem Dinç de konuşmasında barış ve kardeşlik mesajları verdi. “İşçiler her zaman barış ve kardeşlikten yanadır” dedi. 30 yıl boyunca işyerlerinde şovenizmin körüklendiğini söyleyen Dinç, “Bir şeye ihtiyacımız var. Türk ve Kürt halklarının kardeşliğini her yerde anlatmalıyız. 20 yaşında bir gencin nasıl bir katile dönüştürüldüğünü anlatabiliriz” şeklinde belirtti.

TÜRK AİLELERİ ACISINI HEP İÇİNE KAPATTI

Birlikte büyüdüğü yeğenini askerde yitiren Selvinaz Göçmez de konuşmasında Türk ailelerinin yaşadığı acıyı tarifledi. Yeğeninin, Hakkari Yüksekova'da yaşamını yitirmesinin ardından yaşadıklarını anlattı. Göçmez, “Biz İç Anadolu'lu bir aile olarak, savaşı bilmiyorduk. Ölümle birlikte öğrendik. Yeğenim Hakkari'ye gittikten 20 gün sonra aradı, 'anne beni kurtar' dedi. Kısa süre sonra ölüm haberini getirdi askerler. Bize ölüsünü göstermediler. Askerlerin söyledikleri yalanmış. 8 askeri yem olarak kullanmışlar. Biz 'siz öldürdünüz onu' dedik. Ama tepkimiz cılız kaldı. Cenazesini kamyon kamyon insan getirildi. Cenazemiz bize karşı kullanıldı. Biz yeğenimi gömerken bile acımızı yaşayamadık. 8 askerin aileleri ile bir araya geldik. Ne yapacağız diye tartıştık. Ama bir şey yapamadık. Sanki bir perde örttü, acımızı hep içimize kapattık.”

ASKER AİLELERİ KONUŞTU

Edirnekapı şehitliğinde yapılan eylemlere öncülük eden asker annesi Ümran Yurdayol, Türk ve kürt halklarının kardeşliğini güvenceleyecek bir barış hareketinin yürütülmesi gerektiğini söyledi. “İlk defa bir gerilla annesine sarıldığımda, bir Kürt anasının ne kadar acı yaşayabileceğini gördüm. Geçtiğimiz günlerde, Reşadiye oğlunu yitiren bir anneye sarıldım orada da bir Türk annesinin ne kadar acı yaşayabileceğini gördüm. biz bu topraklarda bir barış hareketi yürütmekle yükümlüyüz” diye konuştu. Yurdayol konuşmasını şöyle devam etti: “Ben barış için konuşurum. Bedeli neyse ödemeye hazırım. Çocuklarını askere gönderen anne ve babalara ulaşmak zorundayız. Bir asker annesi olarak, bu forumu bu mücadelenin başlangıcı olarak görmek istiyorum.”

Asker babası Mehmet Akkovan ise yaptığı kısa konuşmada, “Çocuklarımızı bu kirli savaşa alet etmememiz lazım” dedi. Vicdeni reddini açıklayan gençlerin eylemini selamladı. Akkovan, kirli savaşta yaşanan katliam ve cinayetlere işaret ederek Hrant Dink'in eşi Rakel Dink'in “bir bebekten katil yaratan bu karanlık sistemi sorgulamalıyız” sözünü hatırlattı.

VİCDANİ RED ARTTIKÇA, BARIŞ YOLU KISALACAK

Boğaziçi Üniversitesi'nde düzenlenen kurultayda Vicdani reddini açıklayan Balkan göçmeni bir ailenin çocuğu Deniz Küçükbumin, forumda yaptığı konuşmada şunları ifade etti: benim vicdani reddimi açıklamamın iki sebebi var. ilki, kardeşim gibi gördüğüm bir Kürt arkadaşım, gerillaya katıldı. Ben onunla savaşta karşı karşıya gelmek istemiyorum. İkincisi ise, benim gibi Balkan göçmeni olan hemşerilerim, ırkçı, şoven gösterilerde kullanıldılar. Ben bu topluluk arasından, barış isteyen farklı bir örnek olarak çıkmak istiyorum. Kirli savaşa karşı en etkili silahlardan birinin de vicdani ret olduğunu düşünüyorum.”

Boğaziçi Üniversitesi'nde düzenlenen kurultayda vicdani reddini açıklayan Zeynep Varol da forumda, savaşın acısını yaşayan kadınlar adına aldığı kararını, bir genç kadının savaşa karşı tutum alması gerektiğini anlatabilmek için açıkladığını söyledi.

Vicdani ret kurultayında kirli savaşa karşı tutum alan gençlerden İbrahim Kaya da forumda şunları ifade etti: “Barışa dair söz alan herkes çok şey söyledi. Barış temenni edildi. Biz artık somut bir şeyler yapılması için bir adım ileri gittik ve vicdani reddimizi açıkladık. Biz bu savaşı istemiyorsak, bunu yapmalıyız. TSK'yı hiçbir zaman bir sadece ordu olarak görmedim. Orada insanları şekillendiriyorlar, toplumu bir kılıfa oturtuyorlar. Benim reddim biraz da buna. Vicdani reddini açıklayanlar birer birer arttıkça, barışı giden yolda birer adım kısalacak.”

2005 yılında vicdani reddini açımlayan Ercan Aktaş kardeşlik forumunda yaşadıklarını anlattı. “Irkçılık ve militarizm sokaklarda kendini hissettiriyor” diyen Aktaş, “Geçmişte 'Pis Ermeni' diyorlardı. Neler yaşandığını gördük. Şimdi 'pis Kürt' sözleri yayılıyor” uyarısında bulundu. Vicdani retçi Aktaş şöyle dedi: “Şiddet ortamlarında generaller konuşur. Halkın hassasiyeti diyorlar, doğal refleks diyorlar. Savaşın içindeyiz. Her gün yaşıyoruz. Ama savaşa karşı bir ses yükselmiyor. Savaş karşıtlarının sesleri birleşmeli. Zamanında ve yerinde çabaların çoğalması gerekiyor.”